TR Dizin Tarama Sonuçları
Sırala :
Tümünü seç
1. Antipsikotiklere Bağlı Hiperprolaktinemi
Yıl: 2015 Cilt: 7 Sayı: 2 Sayfa Aralığı: 109 - 124
Veri Tabanı: Fen , Sosyal

Sıklıkla hamilelikte meme bezinin büyümesi, laktasyon için süt sentezi ve hazırlanması gibi görevleri ile bilinen prolaktinin günümüzde, bu etkilerinin dışında da pek çok işleve sahip olduğu bilinmektedir. Psikiyatride sıklıkla kullanılan antipsikotikler ve antidepresanlar da hiperprolaktinemi yapabilmektedir. Özellikle tipik antipsikotiklerin ön hipofizdeki D2 reseptörlerini bloke ederek birincil olarak prolaktin seviyelerini yükselttikleri görüşü mevcuttur. Atipik antipsikotiklerin hiperprolaktinemi üzerine etkileri farklılık gösterir. Hiperprolaktinemi; oligomenore, polimenore ve amenore gibi menstrual düzensizliklere ek olarak galaktore, jinekomasti, cinsel işlev bozuklukları, infertilite, kadınlarda akne ve hirşutizm, kilo alımı, obezite ve duygudurum değişikliklerine yol açmaktadır. Uzun süreçte hiperprolaktinemi kemik yoğunluğunda azalma ve osteoporoza yol açabilir. Bu makalede antipsikotiklerin hiperprolaktinemi yan etkileri ve bu yan etkilere yönelik tedavi yaklaşımları gözden geçirilecektir.

2. Comparison of bone mineral density levels in young-adult patients with schizophrenia and healthy controls
Yıl: 2011 Cilt: 24 Sayı: 4 Sayfa Aralığı: 314 - 320
Veri Tabanı: Fen

Amaç: Bu çalışmanın amacı, genç-erişkin şizofreni hastalarında kemik mineral yoğunluğunun değerlendirilmesi ve sağlıklı kontrollerle karşılaştırılmasıdır. Yöntem: Bu kesitsel çalışmaya, yaşları 22 ve 44 arasında değişen 14 şizofreni hastası ve kontrol grubu olarak, 31 sağlıklı birey dahil edildi. Her iki grubun kemik mineral yoğunluğu ölçümü Dual Energy X-ray Absorbiometry (DEXA) ile yapıldı. Hastalar, Pozitif ve Negatif Semptom Ölçeği (PANSS) ile değerlendirildi. Hastaların tamamı, en az 2 yıldır şizofreni tanısı ile antipsikotik kullanmaktaydı. Hastaların sosyodemografik özellikleri ve osteopo roz için risk faktörleri (antipsikotik kullanımı, güneş ışınlarına maruziyet, fiziksel aktivite, vs.) sorgulanarak kemik mineral yoğunluğu ile ilişkisi araştırıldı. Bulgular: Sağlıklı kontrollerle karşılaştırıldığında, şizofreni hastalarında, hem lomber omurgada hem de proksi mal femurun tüm bölgelerinde kemik mineral yoğunluğu daha düşüktü. Bağıntı analizi sonucunda, şizofreni hastalarında, yalnızca femur bölgesindeki kemik mineral yoğunluğu ile ilişkili tek faktör olarak yaş bulundu. Kemik mineral yoğunluğu ile cinsiyetin, PANSS skorlarının, kullanılan antipsikotik türünün ve osteoporoz için risk faktörü olan diğer etkenlerin ilişkisi olmadığı tespit edildi. Sonuç: Bu çalışmada şizofreni hastalarının kemik mineral yoğunluğunun, sağlıklı bireylere göre daha düşük bulunması, şizofreni olgularında genç yaşta osteoporotik değişikliklerin olabileceğini düşündürmektedir. Şizofreni ve osteoporoz arasındaki ilişkiyi daha iyi açığa çıkaracak prospektif çalışmalara ihtiyaç vardır.

3. Şizofreni tanılı hastalarda prolaktini yükselten ve az etkileyen antipsikotiklerin prolaktin seviyesi ve kemik mineral yoğunluğu üzerine etkileri
Yıl: 2014 Cilt: 51 Sayı: 3 Sayfa Aralığı: 205 - 210
Veri Tabanı: Fen

Giriş: Bu çalışmada şizofreni tanısı alan hastalarda antipsikotiklerin prolaktin seviyeleri üzerine etkisinin ve uzun süre antipsikotik kullanan hastalarda hiperprolaktineminin kemik mineral yoğunluğu (KMY) üzerine etkilerinin araştırılması amaçlandı. Yön­tem­: Çalışmaya DSM-IVe göre şizofreni tanısı konulan, en az on iki aydır aynı antipsikotiği kullanan ve çalışmaya alınma kriterlerini karşılayan ardışık 80 hasta alındı. Hastaların sosyodemografik özelliklerini içeren bilgi formu dolduruldu. Klinik durumlarını değerlendirmek için pozitif ve negatif semptomları değerlendirme ölçekleri (SAPS ve SANS) uygulandı, beden kitle indeksleri (BKİ) belirlendi. Prolaktin düzeyleri Luminesan Immun Assay (LIA) ile ölçüldü. KMY ölçümleri ise Dual Enerji Xray Absorbsiyometri (DEXA) yöntemi ile femoral ve lumbar bölgeden yapıldı. Çalışmada haloperidol (n=20) ve risperidon (n=20) prolaktini yükselten, olanzapin (n=20) ve ketiapin (n=20) ise prolaktini az etkileyen antipsikotik olarak kabul edildi. Antipsikotiklerin KMY üzerine olan etkileri bu gruplar arasında karşılaştırıldı. Bul­gu­lar: Haloperidol kullanan hastaların %60ında, risperidon kullanan hastaların %90ında, olanzapin kullanan hastaların %25inde ve ketiapin kullanan hastaların %10unda hiperprolaktinemi saptandı. Ortalama prolaktin seviyesi prolaktini yükselten antipsikotik kullanan grupta anlamlı ölçüde yüksek bulundu (p<0,001). Ölçüm yapılan bölgelerde KMY açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık yoktu. Prolaktini yükselten grupta, tedavi süresi ve klorpromazin eşdeğer dozları ile lumbar vertebra ve femur KMY, t ve z skorları arasında istatistiksel olarak anlamlı negatif korelasyon vardı (p<0,05). Her iki grubun BKİ ve KMY değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı pozitif korelasyon bulundu (p<0,05).So­nuç: Çalışmamızda gruplar arasında ortalama prolaktin seviyeleri ve hiperprolaktinemili hasta sayısı yönünden istatistiksel olarak anlamlı farklılığın bulunması “prolaktin yükselten” ve “prolaktini az etkileyen” antipsikotikler tarzında bir sınıflamanın doğruluğunu güçlendirmektedir. Prolaktini yükselten antipsikotik kullanan grupta tedavi süresi ve tedavi dozları ile KMY arasında bir ilişkinin bulunmuş olması, KMYdeki azalmanın uzun süreli tedavi ile beklenebilecek bir durum olmasına işaret etmesi açısından önemli olduğu değerlendirilmiştir.

4. Kronik antipsikotik kullanımının kemik, meme ve serviks üzerine etkileri
Yıl: 2011 Cilt: 21 Sayı: 2 Sayfa Aralığı: 114 - 121
Veri Tabanı: Fen

Giriş: Kronik antipsikotik kullanımına bağlı olarak kemik, meme ve serviksle ilgili jinekolojik patolojilerin ortaya çıkması beklenebilir. Antipsikotiklerin bu patolojileri ortaya çıkarması ile prolaktin (PRL) düzeylerini arttırması arasında bir bağlantı olabileceği ileri sürülmektedir. Ancak düzenli adet gören ve PRL düzeyini arttıran veya etkilemeyen antipsikotikleri kronik olarak kullanan kadın hastalarda kemik ve jinekolojik patolojilerin birlikte görülme oranlarının kontrol grubuyla karşılaştırıldığı çalışma bulgularına ihtiyaç vardır. Amaç: Bu çalışmanın amacı PRL düzeyini yükselten veya etkilemeyen antipsikotik ilaç kullanımının kemik, meme ve serviks üzerindeki etkilerini eş zamanlı olarak incelemek ve kontrol grubuyla karşılaştırmaktır. Yöntem: Çalışmaya dâhil olma ve dışlama ölçütlerine uygun, yatarak tedavi gören ve kronik antipsikotik ilaç kullanan 136 hasta ile herhangi bir antipsikotik kullanmayan ve hasta grubuna yaş, kilo ve boy bakımından benzer 140 kadın kontrol grubu alınmıştır. Hastalar “PRL düzeyini yükselten antipsikotik kullanan” (n=42) ve “PRL düzeyini etkilemeyen antipsikotik kullanan” (n= 94) şeklinde iki alt gruba ayrılmıştır. Hasta ve kontrol grubundaki tüm kadın vakaların PRL düzeyleri, kemik mineral yoğunluğu, mamografi ve servikal mikroskobi bulguları incelenerek, karşılaştırılmıştır. Karşılaştırmalarda ki-kare testi, t testi, Spearman Korelasyon Testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ve regresyon analizi kullanılmıştır. Bulgular: Yaş, boy, beden kitle indeksi bakımından gruplar arasında belirgin farklılık yoktu. PRL düzeyleri gruplar arasında anlamlı olarak farklı bulunmuştur. Ortalama kemik mineral yoğunluğu ve osteoporoz oranları gruplar arasında benzer bulunmuştur. Gruplar arasında meme kanseri açısından ileri inceleme gerektiren radyolojik bulguların görülme oranları arasında anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. Serviks kanseri açısından ileri inceleme gerektiren mikroskobik hücrelerin görülme oranları gruplar arasında benzer bulunmuştur. Tartışma: Düzenli adet gören kadınlarda PRL düzeyleri ne olursa olsun antipsikotik kullanımı kemik mineral yoğunluğunu etkilemiyor görünmektedir. Antipsikotik kullanımının malignite açısından önemli mamografi bulgularının ve serviksin malignite ile ilişkili olabilecek mikroskobik bulgularının ortaya çıkma oranını etkilemediği anlaşılmıştır. Tüm bu sonuçlar birlikte değerlendirildiğinde PRL düzeyini yükseltsin ya da yükseltmesin AP ilaçlar düzenli adet gören kadın hastalarda kemik, meme ve serviks patolojilerinin ortaya çıkması açısından güvenilir kabul edilebilir.

Arama Sonuçlarını Kaydet


TÜBİTAK ULAKBİM Ulusal Akademik Ağ ve Bilgi Merkezi Cahit Arf Bilgi Merkezi © 2019 Tüm Hakları Saklıdır.