TR Dizin Tarama Sonuçları
Sırala :
Tümünü seç
1. Anatomical Connectivity Changes Can Differentiate Patients with Unipolar Depression and Bipolar Disorders
Yıl: 2020 Cilt: 10 Sayı: 2 Sayfa Aralığı: 72 - 79
Veri Tabanı: Fen , Sosyal

Objective: Unipolar depression and depressive episodes of bipolar disorder have similar symptoms and their differential diagnosis is crucial because each disorder has different prognostic and therapeutic characteristics. The main aim of the current study was to investigate white matter alterations as measured by fractional anisotropy in individuals with bipolar disorder (BD) and unipolar depression (UD) using tractbased spatial statistics and to find out if these alterations can help to make a differential diagnosis between these two disorders.Methods: Tract-based spatial statistics is a sensitive method of whole-brain analysis that relies on the voxel-based comparison. It uses nonlinear image transformation and permutation tests with correction for multiple comparisons. The study consisted of total number of 107 subjects; whom were diagnosed clinically at least by two different psychiatrists and their data were reviewed by another psychiatrist retrospectively. Whole-brain diffusion tensor images of 41 patients with bipolar disorder type 1, 43 patients with unipolar depression and 23 healthy controls were acquired using a 1.5 Tesla magnetic resonance imaging scanner. The results were analyzed with 1. Whole brain analysis, 2. Region of Interests (ROI) analysis followed by machine learning methods: Genetic Algorithm and Kernel Logistic Regression.Results: Compared to controls, UD and BD subjects showed reduced FA in several white matter tracts (p<0.05). However the age range of clinical groups was wider. To eliminate errors due to this difference in age ranges, we eliminated individuals from clinical groups and equalized the age ranges with that of the control group. However, even after restricting the age range of UD and BD subjects group, the results remained the same. As compared to UD group, BD group showed significant FA reductions (p<0.001, uncorrected) in the following white matter tracts: corticospinal tract, anterior thalamic radiation in the right hemisphere, and inferior longitudinal fasciculus in the left hemisphere. There were not any significant reductions in the UD group as compared to the BD group. Whole-brain analysis did not show significant group difference between patients diagnosed bipolar disorder and unipolar depression after statistical corrections were applied. However, ROI analysis followed by machine learning showed that patients with unipolar depression and bipolar disorder could be discriminated with a classification accuracy of 85.83% using logistic regression method.Conclusion: Due to the small number of study in the literature, which directly compared patients with unipolar depression and bipolar disorder, the current study aims to improve the understanding of the etiology and pathogenesis of bipolar disorder and unipolar depression. The results of the present study are consistent with the current understanding of bipolar disorder neurobiology. This may mean that fractional anisotropy values can be used as a biomarker to differentiate bipolar disorder from unipolar depression if further confirmed by larger studies.

2. Benlik Gelişiminin Nöropsikolojik Temelleri
Yıl: 2015 Cilt: 7 Sayı: 3 Sayfa Aralığı: 255 - 264
Veri Tabanı: Fen , Sosyal

Yüz tanıma, sosyal ilişki ve benlik gelişimi arasında bir bağlantı vardır. İnsanın yüz tanımayı dil işlevinde olduğu gibi önemli ve karmaşık bir dizge üzerinden gerçekleştirmesinin bir nedeni olmalıdır. İnsanların birbirilerini yüzlerinden tanımaları, dostu düşmanı yüz üzerinden ayırmaları, bütün dostluklarını yüz üzerinden kurmaları onun dış dünyada insan için ne kadar temel bir rol oynadığını ortaya koyar. Ortak benliğin iç dünyada kurduğu bütünlüğün benzeri dış dünyada yüz üzerinden kurulmaktadır. Prosopagnozi gibi nörolojik bozukluklardan yola çıkarak benliğin beyindeki merkezine ilişkin araştırmalar ve yorumlar yapılmaktadır. Özellikle uyarılmış potansiyellerle yapılmış çalışmalar bu konuda önemli bir altyapı sağlayacak gibi durmaktadır. Bu yazıda yüz tanıma ile benlik gelişimi arasındaki ilişkiye nöropsikolojik açıdan değinmek amaçlanmıştır.

3. Adaptation of the Lebanon Waterpipe Dependence Scale to Turkish: A Reliability and Factor Analysis Study
Yıl: 2020 Cilt: 21 Sayı: 3 Sayfa Aralığı: 163 - 180
Veri Tabanı: Fen , Sosyal

Objective: This study aimed to adapt The Lebanon Waterpipe Dependence Scale (LWDS-11) to Turkish inorder to facilitate research regarding waterpipe dependence. The LWDS-11 has been constructed andvalidated as a need for a standardized measure that incorporates not only the assessment of physiologicaldependence on nicotine but embodies psychosocial factors as well.Method: A sample of N=401 participants responded to the LWDS-11, the Fagerström Test for NicotineDependence scale (FTND), and additional socio-demographic related items. Exploratory factor analysis(EFA) has been conducted and outcomes were compared with confirmatory factor analysis (CFA).Assessment of construct and criterion validity was done by the results of the CFA and correlationsbetween the LWDS and the FTND.Results: The sample consisted of N=288 males and N=113 females between the ages 18 and 62..Computed internal consistency provided a Cronbach’s alpha of .80. Two factors explaining 59% ofvariance were computed.Conclusion: The outcome of this study has suggested a reliable Turkish assessment tool with validityregarding waterpipe dependence in a Turkish sample.

4. Bipolar bozuklukta kişilerarası ilişkiler ve sosyalritim terapisinin temel ilkeleri
Yıl: 2014 Cilt: 6 Sayı: 4 Sayfa Aralığı: 438 - 446
Veri Tabanı: Fen , Sosyal

Kişilerarası İlişkiler ve Sosyal Ritim Terapisi hastanın sosyal ritmindeki aksamalar ile psikiyatrik bozukluğun geçmiş ataklarının başlangıcı arasındaki ilişkiyi fark edebilmesini kolaylaştıran bir psikoterapi yöntemidir. Bu terapi biçiminde, sosyal ritim ve uyku / uyanıklık düzeninin korunabilmesi için psikoeğitim ve davranışsal teknikler kullanılır. Kişilerarası ilişkiler ve sosyal ritim terapisi bipolar spektrum bozuklukları olan ya da risk taşıyan bireylerde, sosyal ritim düzeninin, sirkadyen ritim senkronizasyonunda rol oynadığını vurgulayan "sosyal zeitgeber teorisi" ile yakından ilgilidir. Kişilerarası ilişkiler ve sosyal ritim terapisinin sosyal ritimleri koruduğu ve bipolar bozukluğun gidişatında olumlu etkiye sahip olduğu gösterilmiştir. Bu gözden geçirme yazısında bipolar bozuklukta kişilerarası ilişkiler ve sosyal ritim terapisi uygulamasının teorik ilkeleri ve temel adımları üzerinde durulacaktır.

5. Bulging ve Protrüzyon Evrelerindeki Lomber Disk Hernilerinde Ağrı, Multifidus Kas Volümü, Depresyon ve Fonksiyonel Düzeyin Karşılaştırılması
Yıl: 2020 Cilt: 5 Sayı: 2 Sayfa Aralığı: 228 - 235
Veri Tabanı: Fen , Sosyal

Amaç: Bu çalışmanın amacı, bulging ve protrüze evredelerdeki L5-S1 seviye lomber disk hernisi tanılı hastalarda, akut ağrı, multifidus kas volümü, depresyon ve fonksiyonel düzeyi karşılaştırmaktır. Gereç ve Yöntemler: Çalışmaya, 18-65 yaş aralığında 30 disk hernisi tanılı gönüllü hasta dâhil edildi. Hastalar, manyetik rezonans görüntüleme (MRG) sonuçlarına göre bulging ve protrüzyon evre disk hernili grup olmak üzere 2 gruba ayrıldı. Hastaların ağrı şiddetleri, Sayısal Derecelendirme Ölçeği ve Mcgill-Melzack Ağrı Anketi ile lomber multifidus kas kesit alanları MRG üzerinden DICOM Browser programı aracılığıyla ruhsal durumları Beck Depresyon Ölçeğiyle ve fonksiyonel düzeyleri, Roland Morris Engellilik Anketiyle değerlendirildi. Bulgular: Bulging evre ve protrüzyon evre lomber disk hernili hastalar arasında, akut ağrı, multifidus kas volümü, depresyon ve fonksiyonel düzey bakımından istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadı. Sonuç: Çalışma sonuçları, bulging evre ve protrüzyon evrelerdeki disk hernili hastalarda, ağrı şiddeti, multifidus kas volümü, depresyon, fonksiyonel düzey arasında fark göstermedi. Ancak her iki gruptaki hastaların fonksiyonel düzeylerinin azaldığı görüldü. Lomber disk hernisine bağlı akut bel ağrısının, fiziksel ve psikososyal sonuçları önemli bir halk sağlığı sorunu olarak karşımıza çıktığı ve iş kaybı nedeni olarak düşünüldüğünde, sonuçlarımız, bu hasta grubunda fonksiyonelliği artırmaya yönelik uygulamaların erken dönemde, mevcut rehabilitasyon programlarına eklenmesinin önemini vurgular niteliktedir.

6. Yeme Farkındalığı Ölçeği'ni Türkçeye Uyarlama Çalışması
Yıl: 2016 Cilt: 5 Sayı: 3 Sayfa Aralığı: 1 - 19
Veri Tabanı: Fen , Sosyal

Bu çalışmada yeme farkındalığının tanımı yapılmış ve yeme farkındalığını değerlendirmek için geliştirilen 'Yeme Farkındalığı Ölçeği (YFÖ-30)'nin (MEQ) Türkiye örneklemi için geçerlik ve güvenirlik analizlerinin yapılması amaçlanmıştır. Gönüllü üniversite öğrencileri arasından 360 kişi çalışmaya alınmıştır. Araştırmaya katılan kişilerden MEQ uyarlanmış Türkçe formu ve paralel form olarak Yeme Tutumu Testi (YTT) ölçeklerini tam olarak doldurması istenmiştir. Ölçekleri tam olarak dolduran 318 katılımcı ile çalışma tamamlanmıştır. YFÖ-30 geçerlik ve güvenilirlik çalışması ölçeğin iç tutarlılığı (Cronbach alfa değeri: 0.733), madde toplampuan analizi, faktör analizleri, paralel form korelasyonları (YFÖ-30 puanı arttıkça YTT puanı ve puan grubu azalmaktadır), faktör korelasyonları [YFÖ-30 puanı arttıkça, faktör puanları artmaktadır. Disinhibisyon (r=0.739), Duygusal Yeme (r=0.700), Yeme Kontrolü (r=0.594), Yeme Disiplini (r=0.449), Farkındalık (r=0.523), Enterferans (r=0.502) faktörlerinin YFÖ-30 ile ilişkisi istatistiksel olarak önemli (p<0.001) bulunmuştur (p>0.05). YTT puanı arttıkça YFÖ-30 faktör puanlarının hepsi azalmaktadır. YFÖ-30 faktörlerinden sadece Disinhibisyon (r=-0.205, p<0.001) puanının YTT ile ilişkisi istatistiksel olarak önemli bulunmuş olup diğer faktör puanlarının ilişkisi istatistiksel olarak önemsiz bulunmuştur (p>0.05)] incelenmiştir. Çalışmamızdan elde edilen verilerle YFÖ-30 ölçeğinin yeme farkındalığını değerlendirmede Türkiye örneklemi için geçerli ve güvenilir bir ölçüm aracı olduğu gösterilmiştir.

7. Eşik Altı Travma Sonrası Stres Bozukluğu
Yıl: 2015 Cilt: 7 Sayı: 4 Sayfa Aralığı: 348 - 355
Veri Tabanı: Fen , Sosyal

Travma sonrası stres bozukluğu ruhsal hastalıklar içinde geniş bir kategoridir. DSM-III'e dahil olduğundan beri travma sonrası stres bozukluğu, tanı ölçütleri açısından değişikliğe uğramıştır. Tanı ölçütlerini tam karşılamayan bazı travma sonrası stres bozukluğu belirtileri olan kişilerde tanının var olup olmadığı hala tartışmalıdır. Eşik altı travma sonrası stres bozukluğu ilk tanımlandığından beri tartışmalı olmasına rağmen eşik altı travma sonrası stres bozukluğu belirtilerinin varlığı ile intihar düşüncesinin önemli ölçüde arttığı bulunmuştur. Bu gözden geçirmede psikiyatri tarihinde, travma ile ilişkili hastalıkların tanımlanması ve intihar düşüncesi, komorbidite ve işlevsellikteki bozulma ile ilişkisi belirtilen eşik altı travma sonrası stres bozukluğu belirtilerinin tanımlanmasına olan ihtiyaç vurgulanmış ve eşik altı travma sonrası stres bozukluğu ile tam travma sonrası stres bozukluğu arasındaki klinik farklılıklar ele alınmıştır.

8. Kronik Bel Ağrılı Hastalarda Transversus Abdominis, Multifidus Kas Aktivitesi ve Dinamik Dengenin İncelenmesi
Yıl: 2020 Cilt: 5 Sayı: 3 Sayfa Aralığı: 523 - 529
Veri Tabanı: Fen , Sosyal

Amaç: Bu çalışma, kronik bel ağrısı (KBA) tanılı hastalarda, transversus abdominis (TA), multifidus (M) kas aktivitesi ve dinamik dengeyi sağlıklı kontrollerle karşılaştırmak ve TA ve M kas aktivitesi ile dinamik denge arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla planlandı. Gereç ve Yöntemler: Çalışmaya, KBA tanılı 60 hasta ve 60 sağlıklı kontrol grubu dâhil edildi. Katılımcıların TA ve M kaslarının aktiviteleri, basınçlı biofeedback cihazı (Chatanooga Stabilizer Pressure Biofeedback, Avustralya, 2005) ile dinamik dengeleri ise Y denge testi ile anterior, posterolateral, posteromediyal olmak üzere 3 yönde değerlendirildi. Bulgular: Hastaların, yaş ortalamaları 42,88±11,28 yıl, sağlıklı kontrollerin yaş ortalamaları 38,33±12,20 yıl olarak bulundu. Hastalar ve sağlıklı kontroller arasında TA ve M kas aktivitesi ölçüm sonuçları bakımından fark bulundu (p=0,001). Hastaların Y denge testi anterior, posterolateral ve posteromediyal sonuçlarının sağlıklı kontrollere göre anlamlı şekilde düşük olduğu görüldü (p=0,001). Hastaların TA kas aktivitesi sonuçları ile Y denge testinin posteromediyal yönü ve posterolateral yönü arasında anlamlı ilişki bulundu (p=0,001). Sonuç: Çalışma sonucunda, KBA’lı hastalarda azalmış TA ve M kas aktivitesi ve dinamik dengelerinin olumsuz etkilenimi gösterildi. TA kas aktivitesinin azalmasının dinamik dengenin posterior paramatrelerini olumsuz etkilediği görüldü. Bu sonuçlar, KBA’lı hastalara uygulanan mevcut fizyoterapi ve rehabilitasyon programlarında, lumbal bölge derin kaslarının gelişimini hedef alan stabilizasyon eğitimlerine yer verilmesinin önemli olduğunu vurgular niteliktedir.

9. Bupropiona bağlı prematür ejakülasyon
Yıl: 2014 Cilt: 25 Sayı: 4 Sayfa Aralığı: 291 - 291
Veri Tabanı: Fen , Sosyal
10. Gebelikte Depresyonun Somatik Tedavisi
Yıl: 2015 Cilt: 7 Sayı: 3 Sayfa Aralığı: 244 - 254
Veri Tabanı: Fen , Sosyal

Psikotrop ilaçların bir kısmının gebelikte kullanımının teratojenik olduğu bilinmesine rağmen, gebelikte depresyon tedavisinde tamamen güvenli olduğu kanıtlanmış bir tedavi yöntemi bulunmamaktadır. Gebelikte yeterince tedavi edilmeyen duygudurum bozuklukları hem anne hem de yenidoğan için önemli riskler oluşturmaktadır. Bu yazıda gebelikte depresyon tedavisinde kullanılabilecek somatik tedaviler incelenmiştir. Elektrokonvülsif tedavi, parlak ışık tedavisi, transkranial manyetik stimülasyon ve vagal sinir stimülasyonu, potansiyel riskleri azaltmak için gerekli önlemler alındığında gebelik sırasında nispeten güvenli ve etkili tedavilerdir. Gebelikte depresyon tedavisinde somatik tedaviler uygulanacağında mutlaka hastanın anlayacağı biçimde detaylı bilgi verilmeli, bilgilendirilmiş onamı alınmalıdır.

11. Olfaktör Referans Sendromu
Yıl: 2015 Cilt: 7 Sayı: 4 Sayfa Aralığı: 356 - 367
Veri Tabanı: Fen , Sosyal

Olfaktör referans sendromu, kişinin vücudundan kötü koku yaydığı ısrarlı ve yanlış inancı ile seyreden bir bozukluktur. Sınıflandırma sistemlerinde sanrısal bozukluk başlığı altında yer almaktadır. Bu bozuklukta görülen düşünce bozukluğunun obsesyonel mi yoksa sanrısal mı olduğu konusunda tartışmalar sürmektedir. Etiyopatogenezi henüz aydınlatabilmiş değildir. Tedavisinde antidepresanlardan, antipsikotiklerden ve psikoterapiden faydalanılabilmektedir. Bu yazıda olfaktör referans sendromunun klinik özelliklerinin, nörobiyolojisinin, ayırıcı tanısının, sınıflandırılması ile ilgili sorunların ve tedavi yaklaşımlarının gözden geçirilmesi amaçlanmıştır.

12. Üniversite Öğrencilerinde Depresyon Düzeylerinin, Madde Kullanımları ve Aile Tutumları ile İlişkisi
Yıl: 2020 Cilt: 21 Sayı: 1 Sayfa Aralığı: 1 - 12
Veri Tabanı: Fen , Sosyal

Amaç: Bu çalışmada üniversite öğrencilerinde depresyon düzeylerinin, madde kullanımı ve aile tutumuarasındaki ilişkisinin incelenmesi amaçlanmıştır.Yöntem: Aynı üniversitede öğrenim gören 100 öğrenciye “Sosyodemografik Veri Formu", "HamiltonDepresyon Derecelendirme Ölçeği", "Bağımlılık Profil İndeksi (BAPİ)" ve "Anne Baba Tutum Ölçeği"uygulandı. Çalışma tanımlayıcı, betimsel modele göre tasarlanmıştır.Bulgular: Cinsiyet değişkenine bağlı olarak gruplandırılan madde bağımlılık düzeyleri erkeklerdekadınlara göre anlamlı ölçüde daha fazla tespit edilmiştir. Sınıf değişkenine göre 1.sınıf öğrencilerindemokratik tutum düzeylerinin diğer sınıflardaki öğrencilere göre anlamlı derecede yüksek olduğubelirlenmiştir. Depresyon düzeyi ile madde bağımlılığı arasında anlamlı bir korelasyon belirlenirken,depresyon düzeyi ve madde bağımlılığı ile anne-baba tutumları arasında herhangi bir ilişkibelirlenmemiştir.Sonuç: Depresyon ve anne baba tutumları ile madde kullanımı ve anne baba tutumları arasında ilişkisaptanmamışken madde kullanımını etkileyen önemli risk faktörlerinin; maddenin kolay ulaşılabilir olması,illegal ilaçlara yönelik tutumlar, yanlış ilaç kullanımı ve ailevi problemlerin olduğu görülmüştür.

13. Examination of the Relationship Between Adolescents’ Social Anxiety, Cognitions and Attitudes
Yıl: 2018 Cilt: 7 Sayı: 2 Sayfa Aralığı: 53 - 61
Veri Tabanı: Fen , Sosyal

The purpose of this study is the investigation of the relationship between cognitive distortions and non-functional attitudes of adolescences, their social appearance concerns, and social comparison levels. Study sample comprises 319 high school students from Arnavutköy District of the City of İstanbul. Study data were obtained using “Dysfunctional Attitude Scale, Cognitive Distortion in Interpersonal Relations Scale, Social Appearance Anxiety Scale, Social Comparison Scale” and the “demographics form” created by the author. Data collected were analyzed using SPSS 21 software package. Spearman Correlation Analysis was used to analyze the relationship between scores that obtained from scales. T-test and Kruskal Wallis Test were used to compare the scores that obtained from scales. Study Findings suggest that adolescents’ nonfunctional attitude scale scores are associated with cognitive distortions, social anxiety, and social comparisons. It has been observed that the need for approval and perfectionist attitude play a very central role in the cognitive distortions of adolescents. It is also noteworthy that these attitudes are the only relationship we have in our comparison with others. Social anxiety has been found to be strongly associated with both our cognitive distortions in relation to others, as well as all nonfunctional attitudes. Cognitive distortions such as avoidance of intimacy and non-realistic relationship expectation from have a strong relationship with perfectionist attitude and need for approval. This study reports the central role of perfectionist attitude and need for approval in relation to social anxiety and social comparison to different attitudes and cognitive distortions.

14. Bağırsak Beyin Ekseni: Psikiyatrik Bozukluklarda Bağırsak Mikrobiyotasının Rolü
Yıl: 2015 Cilt: 7 Sayı: 4 Sayfa Aralığı: 461 - 473
Veri Tabanı: Fen , Sosyal

Bağırsak mikrobiyotası beyin ve bağırsak arasında karşılıklı bir ilişki oluşturarak insan sağlığı üzerinde temel ve önemli bir rol oynar. Obesite, diyabet gibi metabolik hastalıklar ve şizofreni, otizm, anksiyete, depresyon gibi neuropsikiyatrik bozukluklarla bağırsak mikrobiyotası arasında bağlantı olduğuna ilişkin güçlü kanıtlar vardır. Yeni araştırmalar gastrointestinal sistemde yaşayan dost, zararlı ve probiyotik mikroorganizmaların bağışıklık sistemini, nöral yolakları ve peşi sıra merkezi sinir sistemini uyardığını ortaya koymaktadır. Bu mikroorganizmalar bağırsak beyin ekseninde rol oynayan gama-aminobutirik asit ve serotonin gibi nöroaktif maddeleri üretmektedir. Preklinik hayvan deneyleri bazı probiyotik bakterilerin anksiyolitik ve antidepresan etkiye sahip olduğunu göstermektedir. Bu makalede bağırsak mikrobiyotasının beyin, davranış ve psikiyatrik bozukluklar üzerine etkisi gözden geçirilmiştir.

15. Uluslararası Kılavuzlar ve Uzman Görüşleri Işığında Covid-19 Sürecinde Antenatal, Perinatal ve Postnatal Ebelik Bakımı
Yıl: 2020 Cilt: 29 Sayı: 5 Sayfa Aralığı: 361 - 372
Veri Tabanı: Fen , Sosyal

Covid- 19 salgını, küresel sağlığa yönelik en önemlitehditlerden biri haline gelmiştir. Ebeler Covid-19pandemisinde sağlık sistemi içerisinde en çokunutulan ama oldukça önemli bir yeri olan sağlıkinsan kaynağıdır. Dünya Sağlık Örgütü güncelverilerine göre ebeler, dünyada her yıl gerçekleşen130 milyon doğumun gerçekleşmesine vedesteklenmesine yardımcı olmaktadır. Yaşamkurtaran ve kadınların her daim destekçisi olanebeler gebeliğin ve doğumun seyrinde benzersizhizmetler sunmaktadır.Ebelik bakımının pandemi öncesindeki sürece yakınbir şekilde devam etmesinin kötü obstetrik sonuçlarınönüne geçilmesinde önemli bir etken olduğubelirtilmektedir. Covid-19 pandemisi Antenatal,perinatal ve postnatal süreçte takip ve bakımınsürdürülmesinde ebelerin bir kez daha ne kadardeğerli ve önemli oldukları görülmüştür. Covid-19pandemisi süresince gebelik ve doğum süreci ile ilgiliyapılan çalışmalarda vaka sayısı az olmakla birlikteyapılan çalışmalarda virüsün göbek kordonu, vajinalsıvı ve mukozada bulunmadığına dair verilerbulunmaktadır. Ancak ebelerin antenatal izlemlerde,travay takibinde, doğum eylemi sırasında vepostpartum bakım sırasında bulaş riskine karşıkendilerini korumaları ve enfeksiyon kontrolönlemlerini almaları da yaşamsal önem taşımaktadır.Bu derlemede uluslararası kılavuzlar ve uzmangörüşleri incelenerek Covid-19 pandemisindeverilecek ebelik bakımının devamlılığının sağlanmasıiçin öneriler değerlendirilmektedir.

16. Metacognitions of Substance-Addicted Patients Compared to Individuals Without a Diagnosis of a Psychiatric Disorder
Yıl: 2019 Cilt: 8 Sayı: 2 Sayfa Aralığı: 107 - 116
Veri Tabanı: Fen , Sosyal

In order to better understand the cognitive and adaptive functioning of the human mind, it is aimed to examinethe relationship between the metacognitive problems and dependence associated problems of individuals withsubstance dependence by comparing the metacognition of the substance-dependent individuals to that of theindividuals without a diagnosis of a psychiatric disorder. The study included 34 patients under treatment with thediagnosis of substance dependence and 34 non-patient individuals without any substance dependence diagnosis.A sociodemographic information form, The Metacognitions Questionnaire-30 published in 2008, and TheAddiction Profile Index published in 2012 were used for the assessments in the study. The data produced bythe administration of the scales were evaluated statistically using descriptive methods. The Kolmogorov-Smirnovdistribution test was used for evaluating whether the data conform to a normal distribution. The t-test was usedfor comparing the parameters between the groups. The Pearson Correlation Analysis was used for comparing thedifferences between the scales. The study results demonstrated that the metacognition questionnaire scores of thepatients being treated at the hospital for the diagnosis of substance dependence disorder were higher comparedto those of the individuals without a psychiatric disorder. In regard to the assessment of the sub-dimensions ofmetacognition; the scores of the following subscales including the uncontrollability and danger, cognitive selfconsciousness, and the need to control thoughts were higher in the substance dependent group compared to thecontrol group. These results indicate that substance use has a negative impact on metacognition. It has also beendetermined that the metacognition of the negative beliefs about the uncontrollability of thoughts and danger, thepositive beliefs about worry and the beliefs about the need to control thoughts were associated with the substanceuse characteristics and the frequencies of use. The study results suggest that the metacognitive processes and theirsub-dimensions are important factors in the diagnosis and t

17. Psikiyatri Hemşireliğinde Kanıta Dayalı Uygulamalar
Yıl: 2016 Cilt: 9 Sayı: 3 Sayfa Aralığı: 112 - 118
Veri Tabanı: Fen , Sosyal

Kanıta dayalı uygulamalar son yıllarda maliyet etkinlik ve güvenli bakım kapsamında büyük önem kazanmıştır. Bu anlamda hemşirelerin ve kurumların kanıta dayalı uygulamaları hayata geçirmesi beklenmektedir. Hemşirelerin kanıta ulaşma ve kanıtların klinikte uygulanmasını sağlamakla ilgili hem bireysel hem de kurumsal engelleri bulunmaktadır. Hemşirelerin kanıta dayalı uygulamaları yerine getirebilmeleri için kanıta dayalı hemşirelikle ilgili temel kavram ve uygulamada kullanımı konusunda daha fazla bilgiye gereksinimleri bulunmaktadır. Psikiyatri hemşireliğinde kanıta dayalı uygulamalar hemşireliğin diğer alanlarına göre daha geride kalmıştır. Psikiyatri hemşireliği uygulamaları için kanıt düzeyi yüksek çalışmaların yetersizliği ve psikiyatri hemşireliğinin uygulamasının sonuçlarının somut olarak ortaya konamaması önemli bir sorundur. Psikiyatri hemşirelerinin hasta sonuçlarına odaklanmış, kanıt düzeyinde araştırmalara ihtiyacı vardır. Psikiyatri hemşireliğinde kanıta dayalı hemşirelik uygulamalarını geliştirmek için araştırma yapan psikiyatri hemşirelerinin sayısının artmasına, araştırma sürecinin zenginleştirilmesine ve değişikliklerin uygulamaya geçirilebilmesine gereksinim duyulmaktadır.

18. Nd:YAG lazer arka kapsülotomi sonrası erken dönem göz içi basınç yükselmesinde %0.2’lik brimonidin etkinliği
Yıl: 2009 Cilt: 4 Sayı: 2 Sayfa Aralığı: 112 - 114
Veri Tabanı: Fen , Sosyal

Amaç: Nd:YAG lazer arka kapsülotomi sonrası erken dönem göz içi basınç (GİB) artışını önlemede %0.2’lik brimonidinin etkinliğini incelemek. Gereç ve Yöntem: FAKO cerrahisi ve arka kamara göz içi lens implantasyonu sonrası arka kapsül kesafeti gelişen 80 hastanın 88 gözü çalışmaya alındı.Kapsülotomi öncesi hastaların görme ve göz içi basınç ölçümleri, biyomikroskopik muayeneleri yapıldı. Tüm olgulara arka kapsülotomi öncesi GİB kontrolü için %0.5’lik apraclonidin HCl 1 kez damlatıldı. Kapsülotomi sonrası bir gruba (42 göz) ilave olarak %0.2’lik brimonidin, 2x1 başlandı ve 1 hafta devam edildi. Diğer grup (46 göz) kontrol grubu olarak kabul edildi ve herhangi bir antiglokomatöz tedavi uygulanmadı. Hastaların GİB değerleri 1. saat, 1. gün, 1. hafta ve 1. ay ölçüldü. Bulgular: Yaş ortalaması 63.1±23.12 idi. Cerrahi sonrası arka kapsülotomiye kadar geçen süre 2 ile 48 ay (ortalama 22±9.3 ay) idi. Takiplerde brimonidin grubunda işlem öncesi ortalama GİB 15.2±3.7 mmHg iken işlem sonrası 1. saat 16.1±2.2, 1. gün 16.1±2.4, 1. hafta 15.7±3.2, 1. ay 14.1±2.2 mmHg olarak ölçüldü. Kontrol grubunda ise işlem öncesi 14.7±3.2 mmHg iken işlem sonrası 1. saatte 17.7±3.4, 1. gün 18.2±2.7, 1. hafta 16.2±3.4, 1. ay 15.2±2.8 mmHg ölçüldü. Brimonidin grubunda kontrol grubuna göre 1. saat ve 1. gündeki ortalama GİB değerleri arasında istatistiksel anlamlı fark saptandı(p<0.05). Ayrıca brimonidin grubunda kapsülotomi öncesine göre anlamlı GİB artışı gözlenmezken (p>0.05), kontrol grubunda 1.saat ve 1.gündeki GİB artışı istatistiksel anlamlı idi (p<0.05). Sonuç: Nd:YAG lazer arka kapsülotomi sonrası bir haftalık %0.2 brimonidin uygulaması ile erken dönemde etkili GİB kontrolü sağlanabilmektedir.

19. Positive Psychology Course: A Way to Improve Well-Being
Yıl: 2020 Cilt: 0 Sayı: 17 Sayfa Aralığı: 15 - 23
Veri Tabanı: Sosyal

Today many universities provide courses on positive psychology. Previous studies have showedthat the positive psychology course may serve to improve well-being of students. However,previous studies had limitations in sample size and sample characteristics. In the current study, weaimed to assess the beneficial effect of a compulsory positive psychology course on well-being,happiness, emotional expressiveness, life satisfaction, emotional intelligence and socialintelligence in addition to experiences in close relationships. In total 308 undergraduate students(Mean age = 20, SD = 3; 237 female, 71 male) who took the positive psychology coursevolunteered to participate and filled in self-report questionnaires before and after the course (14weeks later). The results showed that the participants’ overall happiness and emotionalexpressiveness increased after taking the positive psychology course. We conclude that positivepsychology course is not only instructive, but it may also serve to increase happiness andemotional abilities of students.

20. PENTİLENTETRAZOL İLE UYARILMIŞ EPİLEPSİ MODELİNDE HESPERİDİN VE VALPROİK ASİT KOMBİNE UYGULAMASININ OKSİDAN-ANTİOKSİDAN SAVUNMA ÜZERİNE ETKİSİ
Yıl: 2019 Cilt: 8 Sayı: 1 Sayfa Aralığı: 106 - 120
Veri Tabanı: Fen

Epilepsi dünya çapında popülasyonun yaklaşık %1’ini etkileyen psikolojik ve duygusal parametrelerde anlamlı değişikliklerile ilişkili karmaşık nörolojik bir durumdur. Oksidatif stres pek çok nörodejeneratif bozuklukta nöronal hasarı açıklamak içinkullanılan ortak bir yoldur Bir biyoflavonoid olan hesperidin’in nöroprotektif, antiinflamatuvar, analjezik, antibakteriyel,antihiperkolesterolemik ve antikanser özelliklere sahip olduğu bildirilmiştir. Çalışmamızda hesperidin ve antiepileptikilaçlardan valproik asit’in kombine uygulamasının beyin ve karaciğer doku örneklerinde oksidan-antioksidan savunma üzerineolan etkilerini araştırmayı hedefledik. Bu amaçla 48 adet 3 aylık 200-250 gram erkek Wistar-Albino türü sıçan kullanıldı.Deney hayvanları her grupta 8 adet olmak üzere 6 gruba ayrıldı: Grup 1: Kontrol, Grup 2: pentilentetrazol (60 mg/kgintraperitonal, Grup 3: hesperidin (100 mg/kg oral), Grup 4: pentilentetrazol + hesperidin, Grup 5: pentilentetrazol + valproikasit (400 mg/kg intraperitonal ), Grup 6: pentilentetrazol + valproik asit + hesperidin. Kimyasal ajanlar kontrol grubu dışındakitüm gruplara 1-7-14-28.günlerde verildi ve deney sonunda elde edilen doku homojenatlarında glutatyon ve malondialdehitdüzeyleri ile süperoksit dismutaz aktivitesi tayin edildi. Elde dilen sonuçlar SPSS programında istatistik analize tabi tutuldu vep≤0,05 değeri anlamlı olarak kabul edildi. Çalışmamızda pentilentetrazol verilen grupta glutatyon düzeyleri ile süperoksitdismutaz aktivitesinin azaldığı, malondialdehit düzeylerinin de istatiksel olarak anlamlı düzeyde arttığı gözlendi. Valproik asitve hesperidin kombine uygulamasının pentilentetrazol ile oluşturulan epilepsi modelinde beyin ve karaciğer glutatyondüzeylerini anlamlı düzeyde artırdığı, malondialdehit düzeylerini ise azalttığı saptandı. Beyin doku örneklerinde hesperidin’ingerek tek başına gerekse valproik asit ile birlikte verildiğinde pentilentetrazol ve pentilentetrazol+ valproik asit gruplarınakıyasla süperoksit dismutaz aktivitesini anlamlı derecede artırdığı gözlendi. Karaciğer dokusunda ise kontrol grubuna kıyaslahesperidin’in süperoksit dismutaz aktivitesini anlamlı derecede artırdığı, beyin ve karaciğer örneklerinde pentilentetrazolgrubuna kıyasla hesperidin grubunda da süperoksit dismutaz aktivitesinin anlamlı derecede arttığı görülmektedir. Sonuçlarımızhesperidin’in antiepileptik tedavi ile birlikte kullanıldığında antioksidan aktiviteyi artırabileceğini ve bazı çalışmalardagösterilen valproik asit’in olası yan etkilerini azaltabileceğini göstermektedir.

Arama Sonuçlarını Kaydet


TÜBİTAK ULAKBİM Ulusal Akademik Ağ ve Bilgi Merkezi Cahit Arf Bilgi Merkezi © 2019 Tüm Hakları Saklıdır.