TR Dizin Tarama Sonuçları
Sırala :
Tümünü seç
1. β-Sinir Büyüme Faktörü’nün Reprodüktif Etkileri
Yıl: 2018 Cilt: 58 Sayı: 2 Sayfa Aralığı: 123 - 128
Veri Tabanı: Fen

Sinir büyüme faktörü (NGF), yaklaşık 13 kDa moleküler ağırlığa sahip bir protein olup nörotrofin ailesinin ilktanımlanan üyesidir. NGF temel olarak kök hücre, nötrofil, lenfosit ve monositlerin hayatta kalmasını, farklılaşmasınıve çoğalmasını etkilemektedir. Ayrıca dişi ve erkek reprodüktif dokularında ve çeşitli nöral olmayan hücrelerde de bulunmaktadır. β-NGF provoke ovulatör türlerde ovulasyonu indüklemekte, aynı zamanda koyun, tavşan, sığır, at, domuz,keçi ve deve gibi türlerde GnRH agonisti olarak görev almaktadır. Reprodüktif etkileri provoke ovulatör türlerin ötesineuzanmakta, sadece dişi reprodüksiyonu ile sınırlandırılmamakta, erkek üreme sistemi açısından da önemli görevlerdeyer almaktadır.

2. Çift arkus aortalı iki olgu sunumu
Yıl: 1999 Cilt: 62 Sayı: 3 Sayfa Aralığı: 315 - 319
Veri Tabanı: Fen

Arkus aortanın doğumsal anomalisine bağlı olarak oluşan vasküler halka (vasküler ring), trakea ve özefagusa değişik derecede bası yaparak çeşitli bulguların ortaya çıkmasına neden olur. Bu yazıdaki ilk olgu 19 aylık olup, 5 aylıktan itibaren sık akciğer enfeksiyonu ve 16 aylıktan itibaren de katı gıdaları yutamama yakınması ile; ikinci olgu ise 5.5 aylık olup 40 günlükten itibaren sık akciğer enfeksiyonu geçirme yakınması ile başvurdu. İki olguda da yapılan incelemeler sonucunda sağ arkus aortanın dominant olduğu çift arkus aorta anomalisi saptandı ve ameliyat edildikten sonra her iki olgunun klinik bulguları süratle düzeldi. Solunum sıkıntısı, yutma güçlüğü, sık akciğer enfeksiyonu yakınması olan çocuklarda, vasküler halkanın ayırıcı tanıda mutlaka düşünülmesi gerektiği sonucuna varıldı.

3. Boğalarda Seminal Plazma Proteinlerinin Fertilite ve Kriyoprezervasyon Açısından Önemi
Yıl: 2017 Cilt: 57 Sayı: 2 Sayfa Aralığı: 118 - 126
Veri Tabanı: Fen

Seminal plazma ejakülatın sıvı olan bölümüdür ve hayvan türlerine göre değişen çeşitli erkek aksesuar bezlerinin salgıladığı sıvılardan oluşmaktadır. Memelilerde, rete testis, epididimis, seminal vezikül, ampulla, prostat ve bulboüretral bezlerden köken alan salgılardan oluşmaktadır. Spermatozoa, seminal sıvı içerisinde çeşitli proteinler ile etkileşime girmektedir. Bu proteinlerden bazıları plazma membranının stabilizasyonu, motilite, kapasitasyon, akrozom reaksiyonu, viyabilite, fertilizasyon, oosite spermatozoon penetrasyonu, fagositozun desteklenmesi için yararlı etki gösterirken, bazı proteinler ise sperma prezervasyonu sürecinde özellikle de kriyoprezervasyon işleminde zararlı etkiler göstermektedir. Bu derlemede boğaların seminal plazma proteinlerinin fertilite ve kriyoprezervasyon açısından önemini ortaya koyabilmek amaçlanmıştır

4. The Effects of Oxytocin and PGF2α Injections on Semen Quality and Libido in Buck
Yıl: 2019 Cilt: 25 Sayı: 5 Sayfa Aralığı: 645 - 650
Veri Tabanı: Fen

The aim of the present study was to evaluate the effects of exogenous oxytocin and PGF2α on seminal quality and libido sexualis in bucks.To investigate the role of these hormones on male fertility, semen samples from 20 Norduz bucks (3-4 years of age) were collected withan artificial vagina twice a week with five replications in breeding season. Bucks were randomly assigned to five groups, control groupwas administered with 2 mL of sodium chloride, 0.9% (w/v)) i.m., whilst the experimental groups were administered with oxytocin 10 IU,i.v. (Group 1, n = 5), oxytocin 20 IU, i.v. (Group 2, n = 5), PGF2α 5 mg, i.m. (Group 3, n = 5) or PGF2α 10 mg, i.m. (Group 4, n = 5) 20 min beforeeach collection. There was no statistical difference between the treatment groups in terms of motility (P>0.05). However, semen volume,concentration, abnormal spermatozoa rate, intact membrane rate and libido results were statistically significant among the different groups(P<0.05). As a result, administration of 20 IU oxytocin twenty minutes prior to semen collection in bucks did not improve overall semenquality, however, libido, semen volume, and sperm concentrations were increased. In contrast to oxytocin, PGF2α administration has led to aslight decrease in libido and has shown moderate effects on semen quality.

5. Supravalvüler aort stenozlu dokuz vakanın değerlendirilmesi
Yıl: 2000 Cilt: 28 Sayı: 12 Sayfa Aralığı: 752 - 756
Veri Tabanı: Fen

Bu çalışmada 1994-1999 yılları arasında tanısı konulan supravalvüler aort stenoz'lu (SVAS) dokuz hasta retrospektif olarak değerlendirildi. Altısı erkek, üçü kız olan hastaların, tanı konulduğunda yaşları 1-15 yaş (ortalama 6.4 ± 5.3 yaş) arasındaydı. Williams sendromlu SVAS hastalarında tanı konulma yaşı 4.8 ± 3.6 yıl, diğer SVAS hastalarında ise 8.5 ± 6.9 yıl idi. Erkek hastaların beşinde Williams sendromuna ait tipik klinik bulgular mevcutken, diğer dört hasta fenotip olarak normaldi. İki hastamızda birinci dereceden akrabalık mevcuttu (kardeş çocukları). Ekokardiyografik çalışmada darlık bölgesinde gradient 38-180 mmHg arasında, ortalama 95±45 mmHg olarak ölçüldü. Yedi hastaya yapılan kalp kateterizasyonu sonucu darlık bölgesindeki gradient ise 35-200 mmHg arasında, ortalama 98±50 mmHg olarak tespit edildi. Anjiokardiografide, yedi hastada supravalvüler bölgede kum saati şeklinde darlık görüldü. Beş hastaya cerrahi tedavi uygulandı. Hastalardan biri ameliyattan sonra erken dönemde kaybedildi. Diğer bir hastada ise, ameliyat sonrası izlemde aort gradientinin gittikçe artması üzerine tekrar kalp kateterizasyonu yapıldı ve 80 mmHg gradient ölçüldü. Aort stenozunun diğer tiplerine göre daha nadir olan SVAS, klinik olarak; Williams sendromunun eşlik ettiği vakalar, otozomal dominant geçiş gösteren ailesel vakalar ve sporadik vakalar olarak görülebilir. Her üç vaka şeklini içeren bu çalışmada, supravalvüler aort stenozunun bulguları, tanı konulma yaşı ve geç tanı alma nedenleri literatür gözden geçirilerek incelenmiştir.

6. Tam AV blok ile ortaya çıkan neonatal lupus olgusu
Yıl: 1999 Cilt: 9 Sayı: 2 Sayfa Aralığı: 115 - 117
Veri Tabanı: Fen

Amaç: Asemptomatik anneden doğan, konjenital kalp bloğu olan neonatal lupuslu olgu sunumu. Çalışmanın yapıldığı yer: Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı Hastalıkları Anabilim Dalı. Materyel ve Metod: Fetal bradikardi saptanması nedeniyle, 33 haftalık iken doğurtularak kliniğimize sevkedilen, annede anti Ro/SS-A ve anti Ro/SS-B pozitif saptanarak neonatal lupus tanısı konulan bebek. Bulgular: Tam AV blok saptanan olguya bradikardisinin devam etmesi nedeniyle kalıcı pacemaker takıldı. Dokuz aydır sorunsuz olarak izlenmektedir. Sonuç: İzole tam AV Bloklarda hidrops fetalis ve mortalite daha azdır. Prematüre ve SGA bebeklerde, kalıcı pacema-ker takılması teknik olarak zorluk gösterdiğinden, bebek miada yakın doğurtulmaya çalışılmalıdır.

7. Echocardiographic diagnosis of total anomalous pulmonary venous connection of the infracardiac type
Yıl: 2007 Cilt: 7 Sayı: 1 Sayfa Aralığı: 82 - 84
Veri Tabanı: Fen
8. Multiple hydatid cysts of pericardium and epicardium
Yıl: 2004 Cilt: 4 Sayı: 1 Sayfa Aralığı: 82 - 84
Veri Tabanı: Fen
9. Costello sendromunda kardiyak tutulum: altı olgunun değerlendirilmesi
Yıl: 2013 Cilt: 11 Sayı: 2 Sayfa Aralığı: 63 - 67
Veri Tabanı: Fen

Gi­rifl: Costello sendromu postnatal büyüme ve gelişme geriliği, kaba yüz, gevşek deri, ilerleyici olmayan kardiyomiyopati ve sempatik kişilik ile karakterize otozomal dominant geçiş gösterdiği düşünülen bir sendromdur. Bu çalışmanın amacı Costello sendromu tanısı konulan ve konjenital kalp hastalığı olan altı olgunun klinik bulgularının değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Çalışmada üfürüm nedeni ile çocuk kardiyoloji polikliniğine 2002-2013 yılları arasında başvuran ve Costello sendromunun fenotipik özellikleri olan 6 olgu değerlendirildi. Olguların yakınmaları, klinik bulguları, tedavi ve klinik gidişi incelendi. Bulgular: Olguların 3’ü kız, 3’ü erkekti ve ortalama yaşları 34±12 ay (7 ay-11 yaş) idi. Tüm hastalarda kaba yüz görünümü, el içi ve ayak tabanı çizgilerinde belirginlik, hipertelorizm, epikantus, basık burun kökü ve kardiyak muayenelerinde üfürüm mevcut idi. Hastaların hepsinde konjenital kalp hastalığı saptandı. Hastaların 5’inde değişik derecelerde pulmoner stenoz saptandı ve bu hastaların 3’üne balon pulmoner valvüloplasti yapıldı. 3 hastada atriyal septal defekt tespit edilirken 1 hastada hipertrofik kardiyomiyopati saptandı. 2 hastada mental retardasyon mevcut idi. Sonuç: Psikomotor gelişme geriliği, kaba yüz görünümü, seyrek saçları, derin avuç içi ve ayak tabanı çizgileri olan ve depo hastalığı düşünülen hastalarda özellikle pulmoner stenoz veya hipertrofik kardiyomiyopati varlığında Costello sendromu mutlaka akla gelmelidir.

10. Determination of reference values for tricuspid annular plane systolic excursion in healthy Turkish children
Yıl: 2016 Cilt: 16 Sayı: 5 Sayfa Aralığı: 354 - 359
Veri Tabanı: Fen
11. Syncope in Children: Is Rhythm Holter Monitoring Necessary?
Yıl: 2016 Cilt: 14 Sayı: 3 Sayfa Aralığı: 124 - 128
Veri Tabanı: Fen

Giriş: Senkop geçiren hastalarda anamnez, fizik muayene ve elektrokardiyografi (EKG) ile etiyoloji açıklanamıyorsa genellikle Holter monitörizasyonu (HM) yapılır. Bu çalışmada senkoplu çocuklarda HM'nin tanısal değerinin belirlenmesi amaçlanmıştır.Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada 2010-2014 yılları arasında hastalara uygulanan toplam 3,122 HM retrospektif olarak incelendi. Hastaların cinsiyet, tanı yaşı, ayrıntılı anamnez, fizik muayene, 12-derivasyon EKG ve ekokardiyografik sonuçları standart form kullanılarak kayıt edildi.Bulgular: Çalışmaya yaş ortalaması 13,21±3,67 olan 323 hasta dahil edildi. Hastaların 199'u kız, 124'ü erkek idi. Tüm hastaların 284'ünde (%87,9) Holter sonuçları normal saptanırken 11 hastada (%3,4) senkopu açıklayan anormal Holter sonuçları tespit edildi. Anormal Holter sonuçları olan 11 hastanın üçünde HM öncesinde uygulanan EKG ile tanı konduğu için HM'nin tanısal değeri %2,4 olarak hesaplandı. Aile öyküsü pozitif olan çocuklarda ise HM'nin tanısal değeri %16,6 olarak bulundu. Çalışmada EKG'si normal olan yedi hastada ise HM sonucu ile uzun QT sendromu düşünüldü.

12. Pulmoner arterden çıkan sol koroner arter anomalisine bağlı olarak gelişen bir dilate kardiyomiyopati olgusu
Yıl: 1999 Cilt: 27 Sayı: 6 Sayfa Aralığı: 435 - 438
Veri Tabanı: Fen

Pulmoner arterden çıkan anormal sol koroner arter (PAÇASKA), yenidoğan veya süt çocukluğu döneminde genellikle konjestif kalp yetersizliği, dilate kardiyomiyopati (DKMP) veya kardiyojenik şok gibi klinik görünümlerle ortaya çıkar. Solunum sıkıntısı ve huzursuzluk ve terleme şikayetiyle çocuk kardiyoloji polikliniğine baş vuran, 24 günlük bir kız çocuğunda ağır kalp yetersizliği saptanarak tedavi altına alındı. Nedene yönelik yapılan ileri tetkiklerde, pulmoner arterden çıkan sol koroner arter anomalisine bağlı ağır dilate kardiyomiyopati tanısı konulan hasta, nadir görülmesi ve dilate kardiyomiyopati ile ayırıcı tanısının belirgin zorluklar göstermesi nedeniyle sunuldu. Yenidoğan veya erken süt çocukluğu döneminde kalp yetersizliği ve DKMP bulguları olan hastada; sol ventrikülde dilatasyona eşlik eden hipertrofi, apikal bölgede anevrizma, mitral kordalar ve papiller kaslarda fibrozis bulguları saptanması halinde, mutlaka PAÇASKA düşünülmelidir.

13. Fetal supraventricular tachycardia: A case of in utero therapy with digoxin and quinidine
Yıl: 1998 Cilt: 4 Sayı: 2 Sayfa Aralığı: 105 - 108
Veri Tabanı: Fen

Digoksin fetal supraventriküler taşikardilerin tedavisinde başarı ile kullanılmaktadır. Digoksin tedavisinin yeterli olmadığı durumlarda alternatif tedavilerle başarı sağlanabilmektedir. Yazımızda maternal uygulanan digoksin ve kinidin kombinasyonu ile başarılı bir şekilde tedavi ettiğimiz bir fetal supraventriküler taşikardi olgusunu sunduk. Aritmi düzeldi ve fetal asit tamamen kayboldu.

14. Huge thrombus formation 1 year after percutaneous closure of an atrial septal defect with an Amplatzer septal occluder
Yıl: 2016 Cilt: 16 Sayı: 1 Sayfa Aralığı: 63 - 64
Veri Tabanı: Fen
15. Yenidoğanda hipotansiyon ve tedavisi
Yıl: 2013 Cilt: 11 Sayı: 2 Sayfa Aralığı: 68 - 76
Veri Tabanı: Fen

Sistemik hipotansiyon hasta prematüre bebeklerde sık görülen bir komplikasyon olup ventrikül içi kanamayı, nörogelişimsel morbiditeyi ve mortaliteyi de içeren bazı olumsuz sonuçlara neden olabilir. Neonatologlar arasında hem hipotansiyonun tanımı hem de nörolojik hasara neden olabilen sistemik arteriyel kan basıncı alt sınırı değeri bakımından bir fikir birliği yoktur. Bu nedenle bildirilen hipotansiyon prevalansları yenidoğan üniteleri arasında değişkenlik gösterir. Bununla birlikte, klinisyenlerin çoğu tarafından yenidoğanda nörolojik sonuçları ve yaşam oranlarını iyileştirdiği düşünülerek hipotansiyonun erken ve etkin tedavisi kabul görmüştür. Hipotansiyon tedavisinde amaç yeterli organ kan akımını, özellikle serebral kan akımını sağlamaktır. Tedavi kararı, serebral oksijen dağılımının yeterliliği ve organ perfüzyonunun değerlendirilmesindeki zorluklardan dolayı, klinik öngörü ile beraber gestasyonel ve postnatal yaşa göre belirlenmiş normal kan basıncı değerlerine göre verilmektedir. Günümüzde prematüre bebeklerde hipotansiyon tedavisinde hacim genişleticiler, inotrop, vazopressör ajanlar ve kortikosteroidler kullanılmaktadır. Yenidoğanda yaygın olarak kullanılan inotropik ajanlardan dopaminin kan basıncını arttırmada dobutaminden daha etkili olduğu bildirilmiştir. Bazı hipotansif prematüre bebeklerde adrenokortikal yetmezlik nedeniyle kortizol düzeyleri düşüktür ve kortikosteroidler genel olarak bu bebeklerde dirençli hipotansiyon tedavisi için bekletilir; bununla birlikte potansiyel yan etkileri nedeniyle profilaktik ya da rutin klinik kullanımı önerilmez. Bu yazıda yenidoğanda sistemik hipotansiyonun tanı ve tedavisi ile ilgili bazı tartışmalı noktalar gözden geçirilecektirr.

16. Konjenital kalp hastalarına eşlik eden üriner sistem anomalilerinin tanısında sineürografi ve renal ultrasonografinin yeri
Yıl: 2009 Cilt: 31 Sayı: 4 Sayfa Aralığı: 318 - 322
Veri Tabanı: Fen

Amaç: Konjenital kalp hastalıkları (KKH) ile birlikte üriner sistem anomalileri (USA) görülme sıklığı yüksektir. KKH'lara eşlik eden sessiz USA'ların tanımlanmasında anjiokardiyografi sonrası çekilen sineürografi ve renal ultrasonografinin yerini değerlendirmek amacı ile çalışma planlandı. Hasta ve Yöntem: KKH nedeni ile Ocak 2005-Temmuz 2005 tarihleri arasında anjiokardiyografi yapılan 148 olgunun sineürografileri incelendi ve bu olgulara renal ultrasonografi yapıldı. Sineürografi ve/veya renal ultrasonografi ile USA tanısı alan olgulara intravenöz pyelografi (IVP) uygulandı. Bulgular: Sineürografi ile 148 olgunun 23'ünde, renal ultrasonografi ile ise 22'sinde USA tespit edildi. Ortak tanı alan olgu sayısı 13'tü. Otuz iki olguya intravenöz pyelografi (IVP) uygulandı ve bu olguların 24'ünde USA tanısı doğrulandı. Sineürografi ile yanlış pozitif 8, yanlış negatif 9 olgu izlenirken, renal ultrasonografide sadece yanlış negatif 2 olgu saptandı. Sineürografi ile USA'ların %62'si doğru tanı aldı. Sonuç: KKH'ya eşlik eden sessiz USA'ların tanımlanmasında anjiokardiyografi sonrası çekilen sineürografi ve renal ultrasonografi kullanılabilir. Anjiokardiyografi sonrası çekilen sineürografi, KKH'lara eşlik eden sessiz USA'ların tanımlanmasında kullanılabilecek ek masraf gerektirmeyen, kolay ve yararlı bir metottur.

17. Fallot tetralojisi ile birlikte Holt-Oram sendromu
Yıl: 1999 Cilt: 27 Sayı: 2 Sayfa Aralığı: 124 - 126
Veri Tabanı: Fen

Holt-Oram sendromu, üst ekstremiteleri etkileyen iskelet anomalileri, konjenital kalp defektleri ve kardiyak disritmilerle karakterize otozomal dominant geçiş gösteren bir sendromdur. Morarma ve bayılma ataklarıyla 15 aylıkken çocuk kliniğine yatırılan erkek hastada, sağ ön kolda radius yokluğu ve baş parmak eksikliği, sol elde tenar kasta hipoplaziyle birlikte sol baş parmakta hipoplazi ve ekokardiyografi ile Fallot tetralojisi eşliğinde Holt-Oram sendromu tanısı konuldu. Bu sendromla ilgili yapılan çeşitli yayınlarda iskelet ve kardiyak defektler açısından bir çok örnek tanımlanmasına rağmen, Holt-Oram sendromu ile birlikte çift çıkışlı sağ ventriküle oldukça seyrek rastlanması nedeniyle vaka takdim edildi.

Arama Sonuçlarını Kaydet


TÜBİTAK ULAKBİM Ulusal Akademik Ağ ve Bilgi Merkezi Cahit Arf Bilgi Merkezi © 2019 Tüm Hakları Saklıdır.