TR Dizin Tarama Sonuçları
Sırala :
Tümünü seç
1. Üçüncü ayda BCG aşısı yapılan bebeklerde human tüberkülin ve bovin tüberkülin yanıtlarının karşılaştırılması
Yıl: 1997 Cilt: 40 Sayı: 1 Sayfa Aralığı: 29 - 36
Veri Tabanı: Fen

Bu çalışma üçüncü ayda BCG aşısı yapılan bebeklerde PPD-S (human tüberkülin) ve PPD-B (bovin tüberkülin) yanıtlarının endürasyon boyutu, booster fenomeni etkisi ve BCG skarı ile olan ilişkileri açısından karşılaştırılması ve BCG aşısının yol açtığı tüberkülin duyarlılığının saptanmasında aralarında fark olup olmadığını araştırmak amacıyla yapıldı. Çalışmaya gününde ve sağlıklı doğmuş, doğum ağırlığı 2500-4000 gr olan çocuklar alındı. BCG aşısından önce yapılan PPD-S ve PPD-B ile vakaların doğal bir mikobakteri ile enfekte olmadıkları gösterildi. Aşılamadan üç ay sonra (bebekler altı aylıkken) yapılan testlerde PPD-S ve PPD-B yanıtlarının ortalamaları arasında anlamlı bir fark bulunmadı. Aşılamadan altı ay sonra (bebekler dokuz aylıkken) yapılan testlerde PPD-S boyutu ortalamalarının PPD-B boyutu ortalamalarından 1.4 mm daha büyük olduğu saptandı. Bu 1.4mm'lik farkın istatistiksel olarak anlamlı (p<0.001) olmakla birlikte, pratikte kullanılabilir olmadığı düşünüldü. Aşılamadan dokuz ay sonra ise PPD-S ve PPD-B yanıtları ortalamaları arasında fark bulunmadı. Yapılan test sayısının artmasıyla her iki PPD türü için de booster fenomeni etkisi olduğu, ancak PPD-S için bu etkinin daha fazla olduğu bulundu. BCG skarının büyüklüğüyle her iki tür PPD yanıtları arasında bir ilişki saptanmadı. Bu sonuçlar BCG aşılamasının etkinliğinin saptanması ve herhangi bir mikobakteri ile karşılaşılma durumunun araştırılmasında PPD-S ve PPD-B kullanılması arasında önemli bir fark olmadığını göstermiştir.

2. Allerjenik Plantago (sinir otu) polenlerinin Türkiye’deki dağılımları
Yıl: 2011 Cilt: 9 Sayı: 3 Sayfa Aralığı: 144 - 153
Veri Tabanı: Fen

Giriş: Plantago cinsine ait türlerin polenleri duyarlı bireylerde allerjik rinit, allerjik konjunktivit ve allerjik astım gibi allerjik rahatsızlıklara neden olmaktadır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada, Türkiye’de Lanzoni/ Burkard cihazı kullanılarak yapılan volümetrik veya Durham cihazı kullanılarak gravimetrik yöntemle gerçekleştirilen 62 farklı bölgedeki atmosferik polen araştırmasında Plantago polenlerinin aylık değişim ve yıllık görülme oranları araştırılmıştır. Ayrıca, Avrupa’da ve ülkemizde gerçekleştirilen Plantago polen duyarlılıkları hakkındaki çalışmalar da incelenerek değerlendirilmiştir. Bulgular: Atmosferik polen çalışmalarına göre Plantago polenlerinin görülme oranları toplam polen miktarına göre %0.08-11.45 arasında değişmektedir. Plantago polenleri uzun bir dönem atmosferde görülmekte, mayıs-haziran aylarında ise yüksek seviyelerde bulunmaktadır. Sonuç: Atmosferik polen araştırmalarının yapıldığı bölgelerde yoğunlukları az olsa da uzun bir dönem Plantago polenleri havada tespit edilmiştir. Allerjik etkileri önemli olan Plantago polenlerinin, özellikle mayıs-haziran ayları arası başta olmak üzere diğer aylarda da duyarlı olan bireylerde semptomlar oluşturabileceği göz önünde bulundurulmalıdır.

3. Sağ Akciğer Agenezisi; İzole ve Eşlik Eden Anomalilerle Birlikte
Yıl: 2013 Cilt: 11 Sayı: 3 Sayfa Aralığı: 134 - 137
Veri Tabanı: Fen

Sağ akciğer agenezisi; izole veya kalp, iskelet ve üriner sistem gibi sistemlere ait anomalilerle birlikte görülebilen nadir bir anomalidir. Olgu 1, Dört aylık bir kız çocuğu olup solunum sıkıntısı nedeniyle getirilmişti. Hastada sağ el başparmakta sindaktili ve polidaktili, sağda mandibuler hipoplazisi ile dismorfik düşük kulak vardı. Akciğer grafisi ve toraks bilgisayarlı tomografisi (BT) sağ pulmoner agenezi ile uyumluydu ve 7. torakal seviyede kelebek vertebra vardı. Toraks BT anjiografide; aort, sol pulmoner arter ve sağ atriyum basılarına bağlı sol ana bronşta ve özofagusda daralma saptandı. Bronkoskopide karina düzeyinde basıya bağlı darlık görüldü ve sağ ana bronş izlenmedi. Batın ultrasonografisinde sağ böbrek yerleşim anomalisi (pelvik ektopi) ve renal sintigrafide iki böbrek arasında füzyonla uyumlu görünüm vardı. Bu bulgularla hastada, sağ pulmoner ageneziye; ipsilateral radyal ray anomalisi, renal anomali, vertebral anomali ve hemifasyal mikrozominin eşlik ettiği tespit edildi. Olgu 2, On beş yaşında erkek çocuk olup, 2 aylıkken hışıltı atağı sonrası akciğer grafisi, toraks BT ve bronkoskopi ile pulmoner agenezi tanısı almıştı. Hastanın son bir yılda belirginleşen egzersizle çabuk yorulma dışında şikayeti yoktu. Fizik muayenesinde; açıklığı sağa bakan hafif skolyozu vardı, sağ hemitoraksta solunum sesleri azalmıştı, kalp sesleri sağda duyuluyordu. Akciğer grafisi ve toraks BT sağ akciğer agenezisi ile uyumluydu. Ekokardiyografide anomali yoktu, batın ultrasonografisi normaldi. Unilateral akciğer agenezilerinde; eşlik eden kardiyovasküler anomaliler, toraks içi yapılardaki distorsiyonlar ve tekrarlayan enfeksiyonlar, morbidite ve mortaliteyi etkileyen başlıca faktörlerdir. Burada izole ve multipl anomalilerle birlikte iki sağ akciğer agenezili olgu sunulmuştur. (Gün­cel Pe­di­at­ri 2013; 11: 134-7)

4. Türkiye’de allerjenik Gramineae (çayır, çimen vb.) polenlerinin havadaki dağılımları
Yıl: 2009 Cilt: 7 Sayı: 2 Sayfa Aralığı: 90 - 99
Veri Tabanı: Fen

Üst ve alt solunum yolu allerjik hastalıklarının en önemli nedenlerinden biri de havada bulunan Gramineae (çayır-çimen vb.) familyası üyelerine ait polenlerin gösterdiği etkidir. Bu derlemede, Türkiye’de atmosferik polen çalışmalarının yapıldığı ve Gramineae polenlerinin görülme oranlarının verildiği toplam 51 bölgedeki allerjenik Gramineae polenlerinin aylık değişimleri takvim olarak verilmiştir. Yapılan çalışmalarda Gramineae polenleri en yoğun nisanağustos ayları arasında kaydedilmiştir.

5. Çocuklarda ilaç alerjileri
Yıl: 2012 Cilt: 47 Sayı: 2 Sayfa Aralığı: 84 - 89
Veri Tabanı: Fen

İlaç alerjisi, diğer alerjik hastalıklar ile karşılaştırıldığında en ağır klinik tabloya sebep olabilen dolayısı ile ihmalinde hayatı tehdit edebilen çok önemli bir durumdur. Kliniği hafif bir ürtikerden anafilaksiye kadar geniş bir aralıkta görülerek, diğer bütün alerjik hastalıkların bulgularını gösterebilir. Alerjik ilaç reaksiyonlarının önemli sonuçlarından biri ileride daha az etkili, daha pahalı veya daha toksik ilaçların kullanımına neden olmasıdır. Eksiksiz bir hikaye tedavi yaklaşımında çok önemlidir. Laboratuvar testlerinin ilaç alerjisi yönetimindeki rolü çok sınırlıdır. Tanıyı doğrulayıcı testler varsa, hastaların alerjik durumunu saptamak için uygulanmalıdır. Bu testler yoksa, önceki reaksiyona bağlı olarak aşamalı uyarı ve duyarsızlaşma uygulanabilir. Hasta ve hekimin eğitimi tedavinin önemli bir parçasıdır.

6. Karbamazepine bağlı dress sendromu; Nadir görülen bir ilaç hipersensitivite reaksiyonu
Yıl: 2015 Cilt: 9 Sayı: 2 Sayfa Aralığı: 147 - 151
Veri Tabanı: Fen

DRESS (Drug Reaction with Eosinophilia and Systemic Symptoms) sendromu, ateş, deri döküntüsü, lenfadenopati ve iç organ tutulumuyla karakterize, yaşamı tehdit edebilen ve çocukluk çağında nadir görülen bir gecikmiş tip ilaç hiper- sensitivite reaksiyonudur. Beş yaşında kız hasta, epilepsi tanısı ile karbamazepin tedavisi başlandıktan bir ay sonra, vücudunda yaygın döküntü ve ateş yakınmalarıyla başvurdu. Fizik muayenede ateş, deride yaygın makülopapüler döküntü, submandibular bölgede bilateral lenfadenopati ve hepatomegali mevcuttu. Hastaya klinik bulgular ve laboratuvar incelemeleri (atipik lenfositlerin varlığı, eozinofli ve hipertransaminazemi) sonucun - da DRESS sendromu tanısı konuldu ve destek tedavisi, sistemik kortikosteroid ve intravenöz immünglobulin (İVİG) ile tedavi edildi. İlaç kullanma öyküsü, ateş, deri döküntüsü, lenfadenopati ve iç organ tutulumu bulguları olan çocuklarda ayırıcı tanıda DRESS sendromu göz önünde tutulmalıdır. Tedavide temel prensipler, hastalığa erken tanı konulması, neden olduğu düşünülen ilacın kesilmesi ve destek tedavisidir. Özellikle ciddi olgularda sistemik kortikosteroid ve İVİG tedavisi kullanıl - ması önerilmektedir.

7. Çocukluk çağında lokal anesteziklere karşı erken aşırı duyarlılığın deri testleriyle değerlendirilmesi
Yıl: 1999 Cilt: 42 Sayı: 2 Sayfa Aralığı: 199 - 204
Veri Tabanı: Fen

Lokal anestezikler (LA) günümüzde erişkinlerde olduğu kadar çocukluk çağında da yaygın olarak kullanılan ilaçlardır. Bu ilaçlara karşı gelişen reaksiyonlar önemli bir sorundur. Bu çalışma çocuk yaş grubunda grup 2 lokal anestezik maddelere karşı olası erken tip aşırı reaksiyon sıklığını belirlemek amacıyla yapıldı. Çalışmaya yaşları 1-16 yıl arasında değişen lokal anestezik madde testi için başvuran 144 vaka alındı. Öncelikli olarak arlicaine (Ultracaine(r)) ve prilocaine (Citanest(r)) ile deri testi (DT) yapıldı. Her iki maddeye karşı pozitif reaksiyon gözlenen vakalarda lidocaine (Aritmal(r)) ve bupivacaine (Marcaine(r)) karşı reaksiyon olup olmadığı araştırıldı. Deri testleri sırasıyla, prick ve intradermal olarak yapıldı. Vakaların 35'inde (%24.3) arlicaine, 34'ünde de (%23,6) prilocaine'e karşı, yedisinde ise (%4.86) lidocaine, arlicaine, prilocaine ve bupivacaine karşı pozitif çapraz reaksiyon belirlendi. Geçmişinde çeşitli ilaçlara karşı allerjik reaksiyon verme hikayesi olanlarda, lokal anesteziklere karşı pozitif reaksiyon oranı anlamlı derecede yüksek bulundu.

8. İznik ( Bursa ) ilçesinin atmosferik polenleri
Yıl: 1999 Cilt: 6 Sayı: 1 Sayfa Aralığı: 75 - 82
Veri Tabanı: Fen

iznik ilçesinde, 1997 yılında Durham cihazı kullanılarak atmosferik polen analizleri yapılmıştır. Bir yıllık sürede cm2 'ye düşen polen miktarı 6605 olarak tespit edilmiştir. Toplam polen miktarının 4455 (%67.45)'i odunsu bitkilere, 1036 (% 15.69)'sı Buğdaygiller familyasına, 889 (% 13.45)'u diğer otsu bitkilere aittir. 225 adet (%3.41) polen ise tanımlanamamıştır. Çalışma süresince en fazla polene Mayıs ayında (% 39.45) rastlanılmıştır, iznik atmosferinde sırası ile Buğdaygiller, Çam, Zeytin, Çınar, Servigiller/Porsukgiller, Isırganotugiller ve Meşetaksonlarma ait polenler yoğun olarak bulunmuşlardır.

9. Airborne pollen grains of Keles, Bursa
Yıl: 2000 Cilt: 7 Sayı: 1 Sayfa Aralığı: 179 - 186
Veri Tabanı: Fen

Keleş ilçesinde, 1997 ve 1998 yıllarında Durham cihazı kullanılarak atmosferik polen analizleri yapılmıştır. İki yıllık sürede 33 taksona ait cm2 de toplam 16.631 (1997 de 7992, 1998 de 8639) polen tespit edilmiştir. Toplam polen miktarının %82.09'u odunsu bitkilere, %15.78'i otsu bitkilere aittir. %2.13 polen ise tanımlanamamıştır. Çalışılan bölgede, sırası ile Pinus sp., Cupressaceae, Gramineae, Platanus sp., Quercus sp., Cedrus sp., Plantago sp., Urtica sp. and Compositae taksonlarma ait polenler yoğun olarak bulunmuşlardır. Çalışma süresince en fazla polene Mayıs ayında rastlanılmıştır.

10. Türkiye'de Oleaceae familyasına ait allerjenik Olea (zeytin ağacı) ve Fraxinus (dişbudak ağacı) polenlerinin havadaki dağılımları
Yıl: 2009 Cilt: 7 Sayı: 3 Sayfa Aralığı: 133 - 146
Veri Tabanı: Fen

Allerjik solunum yolu hastalıklarının en önemli nedenlerinden biri havada bulunan ağaç, çayır ve ot polenleridir. Ağaç polenleri içerisinde de Oleaceae familyası üyelerinin polenleri oldukça önemlidir. Bu çalışmada, Türkiye’de atmosferik polen çalışmalarının yapıldığı 55 bölgeden Olea ve Fraxinus polenlerinin aylık değişim ve görülme oranlarının ve- rildiği araştırmalar değerlendirilmiştir. Yapılan çalışmalarda Fraxinus polenleri ilkbahar, Olea polenleri ise ilkbahar sonu ve yaz başında en yoğun kaydedilmiştir. Atmosferik polen çalışmalarına göre Fraxinus polenleri Olea polenlerine göre daha fazla bölgede görülmesine rağmen, Olea cinsine göre daha az yoğunlukta rastlanmıştır.

11. Humoral immün yetmezlikli olgularda akciğer bulgularının değerlendirilmesi
Yıl: 2020 Cilt: 55 Sayı: 2 Sayfa Aralığı: 174 - 183
Veri Tabanı: Fen

Amaç: Humoral immün yetmezlik tanılı olgularımızda, sinopulmoner enfeksiyonların sıklığı ve bunların sonucunda solunum sisteminde meydana gelen değişikliklerin saptanması ve fonksiyonel akciğer kapasitelerinin ölçülmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntemler: Çalışmaya humoral immün yetmezlik tanılı 56 olgu alındı. Olguların dosya kayıtlarından klinik, laboratuvar, radyolojik görüntüleme bulguları ve solunum fonksiyon testi verileri geriye dönük olarak incelendi. Bulgular: Olguların tanılara göre dağılımı; yaygın değişken immün yetmezlik tanılı 25 olgu, X’e bağlı agamaglobulinemi tanılı üç olgu, Hiper immunoglobulin M sendromu tanılı beş olgu, İgG alt grup eksikliği tanılı 19 olgu ve selektif immunoglobulin A eksikliği tanılı dört olgu şeklindedir. Olguların 37’si (%66,1) erkek 19’u (%33,9) kadın, yaş ortalaması 14,1±10,6 yıldı. Olguların en sık yakınması kronik öksürük idi (n=47, %83,9). Akciğerlerin yüksek çözünürlüklü bilgisayarlı tomografilerinde en sık görülen patoloji atelektazi ve bronşiektaziydi (%27,7). Solunum fonksiyon testlerinde en sık görülen anormallik orta obstrüktif ve orta restriktif patern birlikteliğiydi (n=6,%12,5). Solunum fonksiyon testi bulguları ile radyolojik bulguların her zaman tutarlı olmadığı görüldü. İntravenöz immünglobulin alan olgular arasında yaygın değişken im mün yetmezlik tanılı olgularda, immünglobulin G alt grup eksikliği olan olgulara göre solunum fonksiyon testlerinde; FEV 1, FVC ve FEF 25–75 değerlerinin anlamlı düşük olduğu saptandı (p=0,001, p=0,01, p=0,01). İntravenöz immünglobulin tedavisi alan olgularda; bronşiektazisi olanların immün yetmezlik tanı yaşı (14,2±8,4 yıl), olmayanlara (10,1±11,4 yıl) göre anlamlı olarak büyüktü (p=0,04). Çıkarımlar: Klinik bulgular solunum sistemindeki yapısal ve fonksiyonel değişiklikleri izlemek için yeterli değildir ve olgular gereğinde akciğer yüksek çözünürlüklü bilgisayarlı tomografi ve solunum fonksiyon testleri ile değerlendirilmelidir

12. Bursa evdisi havasinda bulunan fungal sporlar
Yıl: 1997 Cilt: 21 Sayı: 3 Sayfa Aralığı: 359 - 365
Veri Tabanı: Fen
13. Stevens Johnson sendromu ve toksik epidermal nekroliz tanılı olguların değerlendirilmesi: tek merkez deneyim
Yıl: 2016 Cilt: 51 Sayı: 3 Sayfa Aralığı: 152 - 158
Veri Tabanı: Fen

Amaç: Stevens Johnson sendromu ve toksik epidermal nekroliz ciddi akut mukokütanöz hastalıklardır. Bu çalışmada; son beş yıl içinde kliniğimizde Stevens Johnson sendromu, toksik epidermal nekroliz ve Stevens Johnson sendromu/toksik epidermal nekrolize geçiş olguları tanıları ile izlenen olguların klinik özelliklerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır.Gereç ve Yöntemler: Çalışmaya Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Alerji Kliniği'nde Stevens Johnson Sendromu, toksik epidermal nekroliz ve Stevens Johnson sendromu/toksik epidermal nekrolize geçiş olguları tanılarından herhangi birini almış 11 olgu alındı. Elektronik dosyaları incelenerek; klinik özellikleri, laboratuvar verileri ve tedavi yanıtları değerlendirildi.Bulgular: İki olgu Stevens Johnson sendromu, dört olgu Stevens Johnson sendromu/toksik epidermal nekrolize geçiş olguları ve beş olgu toksik epidermal nekroliz tanısı aldı. Başvuru öncesi ilaç kullanım ortanca süresi: 10 gün idi (2-44 gün). Olguların ikisinde Herpes simpleks virüs immünoglobulin M pozitif saptandı. Lezyonların iyileşme ortanca süresi 38 gün (26-94 gün), hastanede yatış ortanca süresi: 14 gün idi (6-80 gün). Makülopapüler döküntüler ve ağızda mukozit tüm olgularda görülürken, göz tutulumu, vezikül ve/veya bül oluşumu ve epidermal ayrışma 10 olguda vardı. Yara bakımı, H1 antihistaminik ve metil prednizolon tüm olgularda kullanılırken, yedi olguda intravenöz immünglobülin ve bir olguda siklosporin kullanıldı. İki olguda sekel değişikliklerin geliştiği görüldü. Hasta kaybı olmadı.Çıkarımlar: Stevens Johnson sendromu ve toksik epidermal nekrolizin etiyolojisinde antikonvülsanlar, antibiyotikler ve steroid olmayan antienflamatuar ilaçlar önemli rol oynamaktadır. Ağır tablolarda etken olarak antikonvülsanlar daha ön plana çıkmaktadır. Uygun yara bakımı ve immünsüpresif ilaçlar ile hastalar sekelsiz ya da çok hafif sekellerle iyileşebilmektedir

14. Toksik Epidermal Nekroliz Tedavisinde Siklosporin A Kullanımı; Olgu Sunumu ve Literatür Derlemesi
Yıl: 2014 Cilt: 12 Sayı: 2 Sayfa Aralığı: 116 - 122
Veri Tabanı: Fen

Toksik epidermal nekroliz (TEN) sıklıkla ilaçlar tarafından tetiklenen, deri, göz, mukozalar ve birden çok organı etkileyebilen, ciddi ve hayatı tehdit eden akut mukokütanöz bir hastalıktır. On bir yaşında kız hasta, epilepsi nedeni ile 3 yıldır valproik asit kullanırken tedavisine bir ay önce lamotrigin eklenmişti. Hasta iki gün önce başlayan ateş, halsizlik, ağız içinde yaralar, gözlerde kızarıklık, sulanma, deride döküntü ve çok sayıda büllöz lezyonlar ile başvurdu. Fizik muayenede, genel durumu kötü, tüm vücutta yaygın makülopapüler döküntüler, purpurik maküller, tipik olmayan hedef benzeri deri lezyonları, vücut yüzeyinin %30’dan fazlasını etkileyen değişik evrelerde en büyüğü 6-10 cm çaplarında çok sayıda büller saptandı. Ağız mukozasında ülsere lezyonlar, her iki gözde keratit, blefarit ve konjunktival hiperemi vardı. Hastaya mevcut bulguları ile TEN tanısı konuldu. Lamotrigin tedavisi kesildi, destek tedavisi, metilprednisolon, intravenöz immunglobulin, deri ve göz lezyonlarına yönelik bakım ve gerekli topikal tedaviler uygulandı. İzleminde klinik tablo ve deri lezyonlarında iyileşme olmaması üzerine hastanın tedavisine siklosporin A eklendi. Siklosporin A tedavisine iyi cevap alınan olgunun klinik tablo ve deri lezyonlarında belirgin iyileşme gözlendi. TEN tedavisinin esasını şüpheli ilacın kesilmesi ve destek tedavisi oluşturmaktadır. TEN tedavisinde, sistemik kortikosteroidler, İVİG gibi immünsüpresif ajanlar tedavide kullanılabilmektedir. Tedaviye dirençli veya ciddi TEN olgularında siklosporin kullanımı tedaviye olumlu katkı sağlayabilir. Siklosporinin TEN tedavisindeki yeri ve etkilerini araştırmaya yönelik ayrıntılı çalışmalara ihtiyaç vardır. (Gün cel Pe di at ri 2014;2:116-22)

15. Çocuklarda plevral ampiyem tedavisi sonrası uzun süreli izlemde akciğer fonksiyonları
Yıl: 2009 Cilt: 7 Sayı: 3 Sayfa Aralığı: 117 - 124
Veri Tabanı: Fen

Giriş: Çocukluk çağında ampiyem tedavisi sonrası uzun süreli izlemde akciğer fonksiyonlarının değerlendirilmesi ile ilgili çalışmalar az sayıdadır. Bu çalışmada ampiyemli çocuklarda antibiyotik (AB) veya antibiyotik + tüp torakostomi (TT) veya AB+TT+fibrinolitik (FT) tedavileri sonrası geç dönem solunum fonksiyon testleri sonuçlarının araştırılması amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Ampiyem nedeniyle 1-13 yaşlarında tedavi edilmiş 45 olgu çalışmaya alındı. Hastaların yaş, cinsiyet, başlangıç ve izlem süresince saptanan klinik bulguları, radyoloji ve laboratuvar sonuçları, uygulanan tedaviler (AB veya AB+TT veya AB+TT+FT) incelendi. İzlem süreleri sonunda solunum fonksiyon testleri yapılarak değerlendirildi. Bulgular: Olguların ortalama yaşları ilk başvuruda 6,3±3,3 yaş (1-13 yaş), izlem süresi sonunda ortalama 9,3±3,4 yaş (4-17 yaş), ortalama izlem süreleri 30,4±13,5 ay (6-54 ay) olarak bulundu. İlk başvurularında ampiyemli olguların 14’ü (%31,1) akut eksudatif evre (Evre 1), 19’u (%42,2) fibropürülan evre (Evre 2) ve 12’si (%26,7) kronik organize evre (Evre 3) olarak sınıflandırılmıştı. Yirmi bir (%46,7) olgu AB, 8 (%17,8) olgu AB+TT ve 16 (%35,5) olgu da AB+TT+FT tedavisi almıştı. İzlem süresinde akciğer grafilerinde 3. ayda 15 (%33,3), 6. ayda 3 (%6,6) olguda patolojik bulgu bulundu, 12. ayda tamamı normaldi. Yirmibeş olguya solunum fonksiyon testleri yapılabildi. Bu olguların ortalama izlem süreleri 32,7±11,9 ay idi. Yirmibeş olgunun 3’ünde (%12) minimal restriktif bulgular saptandı, bu 3 olgunun izlem süreleri daha kısa idi (8,3±3,3 ay). Solunum fonksiyon testleri yapılan 25 olgudan 6’sı (%24) Evre 1, 12’si (%48) Evre 2, 7’si (%28) Evre 3 ampiyem olarak sınıflandırılmıştı ve 12 olgu (%48) AB, 4 olgu (%16) AB+TT, 9 olgu (%36) AB+TT+FT tedavisi almıştı. Evrelere ve tedavi yöntemlerine göre olguların VC, FVC, FEV1/FVC, FEV1, FEF25-75% ve PEF değerleri ortalamaları karşılaştırıldığında gruplar arasında istatistiksel anlamlı farklılıklar bulunmadı (p>0,05). Sonuç: Çocuklarda ampiyem tedavisi sonrası izlem süresinde 3.- 6. aylar arasında akciğer grafilerinde belirgin düzelmenin gözlendiği ve geç dönemde solunum fonksiyon testlerinin genel olarak normal sınırlar içinde olduğu belirlendi. Sonuçlarımız çocuklarda ampiyem tedavisi sonrası uzun dönemde akciğer fonksiyonlarında belirgin bir bozulma gelişmediğini düşündürmektedir.

16. Türkiye’nin atmosferik polenleri
Yıl: 2009 Cilt: 7 Sayı: 1 Sayfa Aralığı: 11 - 17
Veri Tabanı: Fen

Bu derlemede Türkiye’nin 49 bölgesi için yapılan aeropalinolojik çalışmalar değerlendirildi. Bu çalışmaların sonuçlarına göre en yaygın ve en yüksek miktardaki polenlerin Cupressaceae, Pinus ve Gramineae taksonlarına ait olduğu belirlendi. En fazla polenin görüldüğü dönem Mart ve Haziran ayları arası olarak tespit edildi.

17. Allerjenik Pinus (çam ağacı) polenlerinin Türkiye'deki dağılımları
Yıl: 2011 Cilt: 9 Sayı: 2 Sayfa Aralığı: 92 - 100
Veri Tabanı: Fen

Giriş: Çam ağacı rüzgarla tozlaşan, çok miktarda polen üreten ve polenleri uzak mesafelere dağıtan bir bitki olmasına rağmen allerjenik etkisi düşük seviyeli veya nonallerjik olarak sınıflandırılmaktadır. Bunun yanı sıra son yıllarda yoğun çam polenine maruz kalan duyarlı bireylerin bazı semptomlar gösterdikleri kaydedilmiştir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada, Türkiye’de Lanzoni/ Burkard cihazı kullanılarak yapılan volümetrik veya Durham cihazı kullanılarak gravimetrik yöntemle gerçekleştirilen 59 farklı bölgedeki atmosferik polen araştırmasında Pinus polenlerinin aylık değişim ve yıllık görülme oranları araştırılmıştır. Ayrıca Avrupa’da ve ülkemizde gerçekleştirilen Pinus polen duyarlılıkları hakkındaki çalışmalar da incelenerek değerlendirilmiştir. Bulgular: Ülkemizde yapılan atmosferik polen çalışmalarının hemen tümünde bu cinsin polenleri oldukça yüksek seviyelerde tespit edilmiştir. Çalışma sonuçlarına göre Pinus polenleri atmosferde tüm yıl boyunca görülebilmekte fakat özellikle nisan-mayıs aylarında yüksek seviyelerde bulunmaktadırlar. Sonuç: Çam poleni, bazı bölgelerde yıllık toplam polen miktarının %50 veya daha fazlası oranında bulunduğundan Türkiye’deki duyarlı bireyler açısından önem taşımaktadır.

18. Atopik dermatit tanı yaşının ek alerjik hastalık gelişimi üzerine etkisi
Yıl: 2011 Cilt: 46 Sayı: 4 Sayfa Aralığı: 308 - 312
Veri Tabanı: Fen

Amaç: Bu çalışmada, atopik dermatit tanısı almış çocuk hastalarda tanı yaşının ek alerjik hastalık ve aeroalerjen duyarlılığı gelişimi üzerine etkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Hanifin ve Rajka ölçütlerine göre atopik dermatit tanısı konulan 114 çocuk hasta çalışmaya alındı. Tüm hastalar tanı yaşı bakımından 24 ay altı ve üstü olarak gruplandırıldıktan sonra; total serum IgE, inhalan spesifik IgE, eozinofil katyonik protein (ECP) düzeyleri, deri prik testleri yapıldı. İzlem süresinde gelişen ek alerjik hastalıkları kaydedildi. Bu çalışma için Uludağ Üniversitesi Yerel Etik Kurul izni alındı (2.9.2010/2010-8/12). Bulgular: Tanı yaşı bakımından hastalar 24 ay altı ve üstü olarak gruplandırıldığında; 90 hasta (%78,9) 24 ay altında, 24 hasta (%21,1) ise 24 ay üzerinde tanı almıştı. Çalışma grubumuzdaki olguların ortalama tanı yaşı 14,0±21,4 ay olup, ek alerjik hastalık gelişimi için geçen süre 23,8±22,3 ay, ortalama izlem süresi 58,7±41,2 ay (en az 8-en fazla 180 ay; ortanca 50,5 ay) olarak tespit edildi. Yirmi dört ay altında tanı alanlarda ileride astım gelişimi için anlamlı bir fark saptandı (p=0,042). Çıkarımlar: Erken dönemde atopik dermatit bulguları başlayan olgularda, alerjik sürecin önlenebilmesi için ailelerin solunum sistemi ile ilgili alerjik hastalıklar konusunda uyarılması ve inhalen alerjenlerden korunması bu ilerleyişte bir çözüm sağlayabilir.

19. Çocuk alerji ve astım akademisi”, besin alerjisi tanı ve tedavi protokolü
Yıl: 2013 Cilt: 48 Sayı: 4 Sayfa Aralığı: 270 - 274
Veri Tabanı: Fen

Besin alerjisi, besin proteinlerine karşı geliştirilen spesifik IgE antikorları aracılığı ile ortaya çıkan Tip I aşırı duyarlılık reaksiyonu olarak tanımlanmaktadır. Dünyada olduğu gibi ülkemizde de tüm alerjik hastalıklarda olduğu gibi besin alerjisinin görülme sıklığı giderek artmaktadır. Anne, baba ya da kardeşlerinde alerjik rinit, bronşiyal astım, atopik dermatit ve besin alerjisi gibi alerjik etiolojiye dayalı bir hastalık bulunan bebekler besin allerjisi açısından yüksek risk grubundadırlar. Besin alerjisi yönünden risk grubunda bulunan bebeklere uygulanması gereken tanı ve tedavi yöntemlerinin belirlenmesi, doğru tanı ve tedavinin yapılabilmesinde yararlı olacaktır. “Çocuk Alerji ve Astım Akademisi Derneği” olarak hazırladığımız bu protokolün amacı; “Aile Hekimleri” ve “Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanları” için, besin alerjilerinin tanınması ve tedavisi konusunda bir kaynak olarak yol gösterici olmaktır.

20. Çocukluk Çağında Şilotoraks; Üç Olgu Sunumu, Güncel Tanı ve Tedavi Yaklaşımları
Yıl: 2015 Cilt: 9 Sayı: 3 Sayfa Aralığı: 219 - 225
Veri Tabanı: Fen

Şilotoraks, çocukluk çağında plevral efüzyonun nadir bir nedenidir. Hastalığın etiyolojisi yaşa göre değişmekle birlikte, başlıca nedenler; konjenital nedenler, cerrahi işlemler, travma, tümöral nedenler, idiyopatik ve bazı enfeksiyöz hastalıkları olarak bildirilmektedir. Klinik bulgular, radyolojik bulgular ve plevral sıvının analiziyle şilotoraks tanısı konulan üç çocuk olgu; iki buçuk aylık kız hasta (idiyopatik “non-immun” hidrops fetalis ilişkili konjenital şilotoraks), üç buçuk aylık erkek hasta (idiyopatik şilotoraks) ve on bir aylık erkek hasta (idiyopatik şilotoraks) sunuldu. Hastaların üçü de toraks tüpü ile drenaja ek olarak medikal tedavi (Olgu 1; total parenteral nutrisyon ve orta zincirli yağ asiti içeren formul mama, Olgu 2; total parenteral nutrisyon, orta zincirli yağ asiti içeren formul mama ve somatostatin, Olgu 3; orta zincirli yağ asiti içeren formul mama) ile tedavi edildi. Her üç olguda da tedavi sonrası izlem dönemlerinde nüks görülmedi. Şilotoraks tanısı klinik bulgular, radyoloji ve plevral sıvının analizi ile konulmaktadır. Diyet ve total parenteral nutrisyon tedavilerine yanıt alı- namayan olgularda somatostatin veya oktreotid tedavisinin eklenmesiyle ile iyi sonuç alınabilmektedir. Medikal tedaviye dirençli olgularda cerrahi tedavi uygulanabilmektedir.

Arama Sonuçlarını Kaydet


TÜBİTAK ULAKBİM Ulusal Akademik Ağ ve Bilgi Merkezi Cahit Arf Bilgi Merkezi © 2019 Tüm Hakları Saklıdır.