TR Dizin Tarama Sonuçları
Sırala :
Tümünü seç
1. TÜRKIYE’DEKI İNTIHAR VAKALARıNıN ÇEşITLI KRITERLERE GÖRE İSTATISTIKSEL OLARAK İNCELENMESI
Yıl: 2018 Cilt: 18 Sayı: 40 Sayfa Aralığı: 11 - 34
Veri Tabanı: Sosyal

İntihar, geçmişten günümüze gelen, birden fazla alt nedeni olan bir olgudur. Ülkeler bazında incelendiğinde ise sebepleri, ilgili ülkenin kültürel, ekonomik, dinî ve sosyal etkenlerine dayanmaktadır. İntihar; toplumun varlığını ve düzenini etkileyen, her ne kadar bireysel bir davranış, kişinin bulunduğu ve yaşadığı çevreyi etkileyen bir olgu gibi görünse de sonuçları itibarıyla uluslararası boyutları da olan, önlenebilecek bir eylemdir. Ülkemizdeki nedenleri incelemek ve sonuçları değerlendirmek amacıyla bu çalışma gerçekleştirilmiştir. Bu çalışmanın temel amacı, TÜİK’ ten (Türkiye İstatistik Kurumu) alınan verilere dayanarak, 2002-2015 yılları arasındaki intihar sebeplerini derlemek ve intihar edenlerin bağlı olduğu durumları değerlendirmektir. Türkiye’de intihar alt nedenlerinin değerlendirilmesi kapsamında yapılan bu çalışma 2002-2015 yılları arasındaki on dört yıllık dönemden oluşmaktadır. Cinsiyet, intihar şekli, yaş, ikamet ettikleri yer, medeni hali ve eğitim durumları göz önünde bulundurularak değerlendirilmiştir. Ülkemizdeki intihar durumu son veriler ile istatistiksel analizler ve yapılan çalışmalar ışığında ele alınmıştır. Elde edilen sonuçlar hem ülkemizin sosyokültürel yapısı hem de analizler göz önüne alınarak tartışılmıştır.

2. ÖLÜMDEN SONRA SOSYAL MEDYA HESAPLARININ HUKUKİ AKIBETİ: DİJİTAL MİRAS
Yıl: 2019 Cilt: 2019 Sayı: 142 Sayfa Aralığı: 273 - 288
Veri Tabanı: Sosyal

Malvarlığı kavramının para ile ölçülebilme kıstasındanhareketle yapılan tanımı onun yalnızca klasik yönünü ifade etmektedir. Dijital malvarlığı kavramı ise klasik malvarlığı tanımının ötesinde,maddi değeri olsun veya olmasın, kişilerin sanal ortamda sahip oldukları varlıkları tanımlamaktadır.Gelişen teknolojinin bir ürünü olan bu kavram, birtakım sorunları da beraberinde getirmiştir. Bunlardan en önemlisi ise hakkındakanuni bir düzenleme henüz yapılmamış olan dijital mirasın mümkünolup olamayacağıdır. Çalışmamızda da miras hukukuna ilişkin mevcut düzenlemeler ve intikal kuralları ışığında, sosyal medya hesaplarının intikale elverişli olup olamayacağı incelenmiştir.

3. Avrupa Birliği’ne Üyelik Sürecinde Türk Kamu Yönetiminin Kurumsal Kapasitesi
Yıl: 2020 Cilt: 29 Sayı: 2 Sayfa Aralığı: 291 - 312
Veri Tabanı: Sosyal

Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üyelik sürecinde hazırlık çalışmalarının yönlendirilmesi, izlenmesi ve koordinasyonu içingerekli olan yönetim kapasitesinin gelişimi önemli bir düzeye ulaşmıştır. Sorumlu kuruluşun dönüşümü ve yakın gelecektekonumlanacağı yönetim düzeyi Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerinden doğrudan etkilenmekte ve bu ilişkilere etki etmektedir.İlk olarak Başbakanlığa bağlı Avrupa Birliği Genel Sekreterliği, ikinci olarak müstakil Avrupa Birliği Bakanlığı ve son olarakDışişleri Bakanlığına bağlı Avrupa Birliği Başkanlığı olan teşkilatın görevi aynı kapsamda devam etmektedir. AvrupaBirliği Başkanlığı muhtemel üyelik sonrası çalışmaların koordinasyonundan da sorumludur. Cumhurbaşkanlığı hükümetsisteminde idari yapıdaki yeri değişen Başkanlığın kendi yapısı da önemli bir değişim geçirmiştir. Başkanlığın yakıntarihteki kurumsal gelişiminin ve diğer bakanlıklardaki ilgili teşkilatlanmanın izlenmesi gelecekte üyelik sürecinin yönetselkapasitesine ilişkin çıkarımlar yapmaya imkân vermektedir. Bununla birlikte ilişkilerdeki olumlu yöndeki gelişmelerBaşkanlığın idari konumunu yeniden yorumlaya imkân verebilir. Bu çalışmada, kurumsalcı yaklaşım temel alınarak,ilgili mevzuat incelenerek ve kuruluşun faaliyet raporları analiz edilerek Avrupa Birliği Başkanlığı’nın ve ilgili diğer kamuyönetiminin kurumsal kapasitesi ortaya konulmuştur. Türkiye’nin uzun adaylık ve üyelik müzakereleri sürecinde yeterliyönetsel birikimi sağlamasına rağmen, son yıllarda ilişkilerde gözlenen durgunluk ve tıkanma ile yönetsel motivasyonuazalmaktadır.

4. Trakeobronkopatia osteokondrodisplastika (İki olgu)
Yıl: 2006 Cilt: 17 Sayı: 4 Sayfa Aralığı: 186 - 190
Veri Tabanı: Fen

Trakeobronkopatia osteokondrodisplastika (TBO), trakea ve ana bronşların mukozasında üzeri normal epitelle kaplı değişik sayıda irregüler kemiksi ve kıkırdak benzeri nodüler lezyonlarla karakterizedir. Genellikle asemptomatik seyreder. Hemoptizi ve alt solunum yolu infeksiyonu etyolojisini araştırmak amacıyla fiberoptik bronkoskopi (FOB) uyguladığımız iki olgu, hava yollarında izlenen lezyonlardan elde edilen forseps biyopsi örneklerinin histopatolojik incelenmesiyle TBO tanısı aldı. Nadir görülen TBO, olgularımız nedeniyle, literatür ışığında gözden geçirilerek sunuldu.

5. Hepatit B aşılamasından sonra sağlıklı erişkinlerde serum IgG alt tipleri ve anti-HBs yanıtının araştırılması
Yıl: 2005 Cilt: 39 Sayı: 4 Sayfa Aralığı: 483 - 490
Veri Tabanı: Fen

Bu çalışma, hepatit B aşısı yapılan genç erişkinlerde serum total IgG (tlgG) alt tiplerinin dağılımı ve anti-HBs titresi ile tlgG alt tipi arasındaki ilişkinin araştırılması amacıyla planlanmıştır. İnönü Üniversitesi, Malatya Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksek Okulu'nda öğrenim gören ve anti-HBs ve anti-HBc total antikorları negatif olan 18-20 yaşları arasındaki 38 genç erişkin (29 kadın, 9 erkek), 1 mi (20 ji/g/mL) rekombinant HBV aşısı (Engerix B) ile 0, 1 ve 6. aylarda intramusküler yoldan aşılanmışlardır. Olgularda aşılamadan önce tlgG alt tipleri, aşılamadan sonra ise anti-HBs ve tlgG alt tipleri incelenmiştir. Üçüncü aşı dozundan bir ay sonra alınan serum örneklerinde olguların 8'inde (%21) anti-HBs negatif (<10 lU/ml), 14'ünde (%37) düşük pozitif (10-100 lU/ml) ve 16'sında (%42) yüksek pozitif (>100 lU/ml) olarak saptanmıştır. Anti-HBs yanıtı negatif, düşük pozitif ve yüksek pozitif olan gruplarda, aşılamadan önce saptanan tlgG alt tiplerinin dağılımı ve düzeylerinde farklılık belirlenmemiştir. Aşıdan sonra ise aşıya yanıtsız bireylerde tlgG alt tiplerinin artmadığı, aşıya düşük ve yüksek yanıt veren olgularda ise özellikle lgG1 düzeyinde artma olduğu gözlenmiştir. IgGI'deki artış oranı yüksek yanıtlı olgularda daha belirgin bulunmuştur. Sonuç olarak, hepatit B aşısına cevapta, lgG1 düzeyi ile anti-HBs titresi artışı arasında korelasyon bulunması, hepatit B'ye karşı aktif bağışıklığın etkinliğinin gösterilmesinde, IgGl'in diğer alt tiplere göre daha önemli bir parametre olduğunu düşündürmektedir.

6. 15 Yaşın Altındaki Çocuklar Arasında Cinsel İlişki: Olgu Sunumu
Yıl: 2016 Cilt: 21 Sayı: 1 Sayfa Aralığı: 52 - 54
Veri Tabanı: Fen

Ülkemizde çocukların cinsel sağlık ve cinsel davranışlarla ile ilgili bilgileri yetersizdir. Sunulan olguda 15 yaşından küçük iki çocuğun, birbirleri ile cinsel etkileşimleri hakkındaki ve adli sürecin tartışılması amaçlanmıştır. Çocuklara cinsel davranışlar ile ilgili eğitim verilmesi önemlidir. Çocukluk çağı için, konunun uzmanlarından görüş alınarak, cinsel davranışlar ile ilgili ayrıntılı yasal düzenleme yapılması gerektiği düşünülmektedir

7. Elazığ ilinde yaşayan 0-2 yaş grubu çocuğu olan kadınların bebek beslenmesi ve anne sütü konusundaki bilgi, tutum ve uygulamaları
Yıl: 1999 Cilt: 8 Sayı: 2 Sayfa Aralığı: 53 - 62
Veri Tabanı: Fen

Elazığ il merkezinde yaşayan 0-24 aylık çocuğu olan kadınların bebek beslenmesi ve anne sütü konusundaki bilgi, tutum ve uygulamalarını saptamak amacıyla yapılan bu çalışmada; 896 kişi random seçilmiş ve bunların 869'una (cevaplılık oranı %97) ulaşılmıştır. Kadınların büyük bir bölümü (%48.7) bebeklerini doğumdan sonraki ilk bir saat içinde emzirmediklerini ve %7.8'i ise bebeklerine kolostrumu vermediklerini belirtmişlerdir. Kolostrum vermeme nedenleri arasında kolostrumun pis ve zararlı olduğunu düşünmek (%26.5), bebeğin emmek istememesi (%16.2), büyüklerin isteği (%13.2), camide ezan okunmasını beklemek (%13.2) gibi nedenler ilk sıralarda yer almaktadır. Kadınların %30.8'i doğumdan sonra bebek daha anne sütü almadan önce bebeğe başka besinler verdiklerini belirtmişlerdir. Bebek anne sütü almadan önce başka besinler verdiklerini belirtenlerin %25.4'ü şekerli su verdiğini ifade etmiştir. Kadınların % 56.4'ü çocuklarını halen emzirmeye devam ettiklerini belirtirken, %6'sı 1-3 aylık iken memeden kestiğini ifade etmiştir. Bebeklerin ortalama anne sütü alma süresi 10.4 aydır. Sonuç olarak Elazığ'da anne sütü ile beslenme yeterli gibi gözükmekle birlikte, başka hiçbir besin vermeksizin ilk 4-6 ay tek başına anne sütü ile besleme oranının düşüklüğü ve ek gıdalara erken başlanması sonucu emzirme süresinin kısa olması önemli bir sorundur. Bu sorunun çözümüne yönelik olarak toplumsal bazda işbirliği ile eğitim ve hizmet sunulmasına gereksinim vardır.

8. Toplumda bir kesimin tıp dışı uygulamalar konusundaki görüşleri
Yıl: 1996 Cilt: 4 Sayı: 3 Sayfa Aralığı: 118 - 121
Veri Tabanı: Fen
9. Real-world efficacy and safety of Ledipasvir + Sofosbuvir and Ombitasvir/Paritaprevir/Ritonavir ± Dasabuvir combination therapies for chronic hepatitis C: A Turkish experience
Yıl: 2020 Cilt: 31 Sayı: 12 Sayfa Aralığı: 883 - 893
Veri Tabanı: Fen

Background/Aims: This study aimed to evaluate the real-life efficacy and tolerability of direct-acting antiviral treatments for patients with chronic hepatitis C (CHC) with/without cirrhosis in the Turkish population.Material and Methods: A total of 4,352 patients with CHC from 36 different institutions in Turkey were enrolled. They received ledipasvir (LDV) and sofosbuvir (SOF)±ribavirin (RBV) ombitasvir/paritaprevir/ritonavir±dasabuvir (PrOD)±RBV for 12 or 24 weeks. Sustained virologic response (SVR) rates, factors affecting SVR, safety profile, and hepatocellular cancer (HCC) occurrence were analyzed.Results: SVR12 was achieved in 92.8% of the patients (4,040/4,352) according to intention-to-treat and in 98.3% of the patients (4,040/4,108) according to per-protocol analysis. The SVR12 rates were similar between the treatment regimens (97.2%–100%) and genotypes (95.6%–100%). Patients achieving SVR showed a significant decrease in the mean serum alanine transaminase (ALT) levels (50.90±54.60 U/L to 17.00±14.50 U/L) and model for end-stage liver disease (MELD) scores (7.51±4.54 to 7.32±3.40) (p<0.05). Of the patients, 2 were diagnosed with HCC during the treatment and 14 were diagnosed with HCC 37.0±16.0 weeks post-treatment. Higher initial MELD score (odds ratio [OR]: 1.92, 95% confidence interval [CI]: 1.22–2.38; p=0.023]), higher hepatitis C virus (HCV) RNA levels (OR: 1.44, 95% CI: 1.31–2.28; p=0.038), and higher serum ALT levels (OR: 1.38, 95% CI: 1.21–1.83; p=0.042) were associated with poor SVR12. The most common adverse events were fatigue (12.6%), pruritis (7.3%), increased serum ALT (4.7%) and bilirubin (3.8%) levels, and anemia (3.1%).Conclusion: LDV/SOF or PrOD±RBV were effective and tolerable treatments for patients with CHC and with or without advanced liver disease before and after liver transplantation. Although HCV eradication improves the liver function, there is a risk of developing HCC.

10. İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde hastane infeksiyonları
Yıl: 2003 Cilt: 10 Sayı: 3 Sayfa Aralığı: 133 - 137
Veri Tabanı: Fen

Hastanemizde hastane infeksiyonu etkenlerinin dağılımının ve antibiyotiklere duyarlılıklarının belirlenmesi. Yöntem: Ekim 2001-Mart 2002 tarihleri arasında, bir üniversite hastanesi olan ve yaklaşık 750 yatak kapasiteli Tıp Fakultesi Hastanesinde, laboratuvara dayalı sürveyans yöntemi ile prospektif olarak nozokomiyal infeksiyonlar izlendi. Bulgular: Belirtilen tarihler arasında yatan 8677 hastanın 193'ünde 294 "hastane kökenli infeksiyon" tespit edildi. Genel infeksiyon hızı %3.4 olarak hesaplandı. Hastane infeksiyonlarının en sık; Yeni Doğan (%21), Dahili Yoğun Bakım (%14), Cerrahi Yoğun Bakım (%11.5) ve Peiatrik Cerrahi (%10) birimlerinde görüldüğü tespit edildi. İnfeksiyonların sistemlere göre dağılımı; bakteriyemi (%31.4), solunum sistemi (%30.3) ve üriner sistem infeksiyonları (%20.2) olarak saptandı. Hastane genelinde en sık izole edilen etken, %30.8 oranında Staphylococcus aureus idi. S. aureus suşları içinde metisiline dirençli Staphylococcus aureus (MRSA) oranı ise %89.6 olarak belirlendi. Seksen yedi MRSA suşunun %91.9'u siprofloksasine dirençli iken, %28'i klindamisine dirençli bulundu. Klebsiella türleri (%12.1), E. coli (%7.9) ve Acinetobacter türleri (%5.7) en sık izole nedilen Gram negatif mikroorganizmalardı. Pseudomonas suşlarında; karbapenemlere %12.5, seftazidime %50, siprofloksasine ise %25 oranında direnç vardı. Klebsiella suşlarında siprofloksasine ve bir suş dışında karbapenemlere direnç yok iken, 3. kuşak sefalosporinlere karşı %36 oranında direnç saptandı. Sonuç: Hastane infeksiyonu etkenleri arasında S. aureus suşları en sık tespit edilen etkenler olup MRSA oranının oldukça yüksek olduğu tespit edildi. Ayrıca Pseudomonas türleri ve diğer gram negatif bakterilerde artan karbapenem direnci ve Pseudomonas suşları arasında %50'ye ulaşa seftazidim direnci dikkat çekici olarak değerlendirildi.

11. Kortikal Körlüğün Ayırıcı Tanısı, Creutzfeldt Jakob Hastalığı, Heidenhain Varyantı
Yıl: 2018 Cilt: 24 Sayı: 2 Sayfa Aralığı: 175 - 176
Veri Tabanı: Fen

-

12. İnme Merkezinde İnme Sonrası Nöbetin Değerlendirilmesi
Yıl: 2018 Cilt: 24 Sayı: 2 Sayfa Aralığı: 153 - 158
Veri Tabanı: Fen

Amaç: İnmenin akut veya geç döneminde epileptik nöbetler görülebilir. Risk faktörleri genç yaş, erkek cinsiyet ve hemorajik transformasyon olarak saptanmıştır. Amacımız akut iskemik inme tanısı ile kliniğimizde takip edilen hastaların 1 yıllık nöbet geçirme oranını, etiyolojik faktörlerini araştırmak ve yüksek riskli grupları belirlemektir.Gereç ve Yöntem: Bu çalışmaya 01.01.2012 ile 01.01.2015 tarihleri arasında Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Nöroloji Anabilim Dalı’nda akut iskemik inme tanısı ile takip edilen ve 1 sene boyunca düzenli poliklinik kontrolleri gerçekleşmiş 299 hasta retrospektif olarak taranarak dahil edilmiştir.Bulgular: Çalışmamızda iskemik inmeli hastalarda trombolitik tedavinin inme sonrası nöbeti azalttığı (p=0,043), dekompresif kranyektomi (p=0,048) ve endovasküler tedavinin (p=0,032) ve kortikal tutulumun (p=0,003) inme sonrası nöbeti artırdığı bulunmuştur.Sonuç: Çalışmamıza göre kortikal tutulum varlığı, taburculuk modifiye Rankin Skalası skoru 4 ve 5 olması, endovasküler tedavi uygulanan majör damar oklüzyonu varlığı ve dekompresif kranyektomi yapılmış olması yüksek riskli grubu oluşturmaktadır. Yüksek riskli gruplarda çift kör plasebo ilaç çalışması yapılması mümkün olmadığından prospektif gözlemsel ilaç çalışmaları yapılabilir

13. Baş Ağrısının Ötesinde Raeder’s Sendromu “Paratrigeminal Nevralji”: Olgu Sunumu
Yıl: 2017 Cilt: 23 Sayı: 2 Sayfa Aralığı: 64 - 66
Veri Tabanı: Fen

Raeder's sendromu (paratrigeminal nevralji) trigeminal sinirin oftalmik dalının dağılım alanında, bazen maksiller bölüme yayılan, Horner sendromunun eşlik ettiği ve orta kraniyal fossa veya karotis arterdeki bir bozukluğun neden olduğu, sabit, tek yanlı ağrı olarak tanımlanmaktadır. Raeder's sendromuna trigeminal sinir irritasyonu eşlik etmesine rağmen, kolaylıkla Horner sendromu ile karıştırılabilir ve ağrılı Horner sendromu olarak yanlış adlandırılabilir. Orbital ağrı ile birlikte inkomplet Horner sendromunu içeren bu tablo (anhidroz olmadan), lezyonun yerini göstermesi, etiyolojik ve prognostik açıdan farklı olduğu için önemli klinik bir antitedir. Bu nedenle biz, nöroloji kliniğimizde paratrigeminal okülosempatik (Raeder) sendromu tanısı koyduğumuz bir olguyu, Horner sendromuna olan benzerliğinin altında yatan farklılıklarına dikkat çekmek amacıyla sunuyoruz

14. Lakozamid Tedavisine Yanıtlı Frontotemporal Demansa Bağlı Epilepsia Parsiyalis Kontinua Olgusu
Yıl: 2019 Cilt: 25 Sayı: 1 Sayfa Aralığı: 40 - 44
Veri Tabanı: Fen

Frontotemporal lob dejenerasyonu sendromlarında nöbetler hem klinik fenotip hem de nöropatolojiye göre heterojen bir grup bozukluğu kapsamaktadır. Her ne kadar frontotemporal lob dejenerasyonu sendromlarında elektroensefalografi anormal olsa da, epileptik nöbetler nadiren rapor edilmiştir. Demans patogenezinin daha iyi anlaşılması, epileptogenezin mekanizmalarına ışık tutabilir ve nöbet tedavisine daha rasyonel yaklaşımları kolaylaştırabilir. Demans sendromlarında nöbetlerin tedavisi halen ampiriktir. Epilepsia parsiyalis kontinua “devamlı olan” bir nöbet tipi olarak 2001 ILAE sınıflamasında yer almaktadır. 2017 ILAE sınıflamasına göre hastamızın nöbeti fokal başlangıçlı, bilincin korunduğu, fokal motor klonik nöbet olarak tanımlanmıştır. Yeni başlayan Epilepsia parsiyalis kontinua progresif hastalığın genelde kötü habercisidir. Ayrıca altta yatan sebebe bakılmaksızın kombine yüksek doz antiepileptiklere yanıt vermemesi Epilepsia parsiyalis kontinuanın kötü prognostik özelliğidir.

15. The Relationship Between Thromboelastography and Clinical Outcome in Acute Stroke Patients Receiving Thrombolytic Therapy
Yıl: 2020 Cilt: 42 Sayı: 5 Sayfa Aralığı: 577 - 583
Veri Tabanı: Fen

Thromboelastography (TEG) is a hemostatic test that measures the shear elasticity and the dynamics of clot formationand the strength and stability of formed clot. There are limited data about TEG in acute ischemic stroke who receives thrombolytictherapies. This study aimed to investigate the impact of coagulation parameters obtained by rotational thrombelastography(ROTEM) method on clinical outcome and intracerebral hemoorage in acute stroke patients receiving thrombolytic treatment. Thestudy included 29 patients with acute stroke who received rtPA treatment between June 2013 and March 2014. Blood samples weretaken from the patients before starting thrombolytic therapy. By ROTEM®; INTEM and EXTEM analysis, the parameters of CT(clotting time=sec), CFT (clot formation time=sec) and MCF (maximum clot firmness=mm) were tested. The demographicinformation of patients, NIHSS scores at the time and 24 hours after the admission and brain tomography results were recorded. Inaddition, the data obtained by ROTEM method were compared with the normal group. Compared to healthy group, ischemic strokepatients had lower intemCT (p<0.05), extemCT (p=0.01) and extemCFT (p<0.05) and higher extemMCF (p<0.05). These resultswere consistent with hypercoagulability. TEG parameters were not correlated with symptomatic hemorrhage, mortality and pooroutcome in patients who receive trombolytic treatment. Thrombelastography shows that patients with ischemic stroke are inhypercoagulable state. Further studies are needed to examine this observation and its relationship with clinical outcome.

16. Atriyal Fibrilasyonlu Hastalarda İskemik İnme Sebepleri
Yıl: 2020 Cilt: 26 Sayı: 4 Sayfa Aralığı: 311 - 315
Veri Tabanı: Fen

Amaç: Atriyal fibrilasyon (AF) yetişkin popülasyonun %1’ini etkileyen en yaygın kardiyak aritmidir. Bununla birlikte, AF’li hastalarda iskemik inmeler, özellikle ek vasküler risk faktörleri olan yüksek riskli hastalarda, alternatif mekanizmalarla tetiklenebilir. Bu hastaların bazılarında inmeye aterotrombotik mekanizmalar neden olabilir ve AF rastlantısal veya aterosklerotik hastalığın bir belirtisi olabilir. Bu durumda kardiyoembolik inmeyi büyük arter aterosklerozuna bağlı inmeden ayırt etmek zor olabilir. Bu çalışmanın amacı valvüler olmayan AF’li hastalarda non-kardioembolik iskemik inme sebeplerini saptamak ve kraniyoservikal aterosklerotik stenoz için risk faktörlerini belirlemektir.Gereç ve Yöntem: Bu çalışma iskemik inme ve valvüler olmayan AF tanısıyla Uludağ Üniversitesi Nöroloji Kliniği’nde takip edilen hastalarda, non-kardiyak inme oranını saptamak ve inme geçiren valvüler olmayan AF’si olan hastalarda kraniyoservikal aterosklerotik stenoz için risk faktörlerini belirlemektedir. Bu çalışmaya, 1 Ocak 2019 - 1 Mart 2020 tarihleri arasında Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi, Nöroloji Anabilim Dalı’nda valvüler olmayan AF ve akut iskemik inme tanısı ile takip edilen 180 hasta retrospektif olarak taranarak dahil edilmiştir.Bulgular: Bu çalışmada akut iskemik inme geçiren valvüler olmayan AF’li hastalarda non-kardiyak inme oranı %20 olarak saptanmıştır. Bu hastalarda büyük damar aterosklerozuna bağlı iskemik inme %14,4 saptanmışken, AF’si olan tüm hastaların %9,5’ine stent takıldı. Kraniyoservikal aterosklerotik stenoz için dermografik özellikler, klinik özellikler ve risk faktörleri analiz edildiğinde erkek cinsiyet (p=0,020) ve sigara içiciliği (p<0,001) ile anlamlı istatistiksel sonuç elde edildi.Sonuç: İnme birçok karmaşık mekanizmanın sebep olduğu heterojen bir hastalık grubudur. İnme rekürrensinin önlenmesi etkin tedaviye erken başlamakla mümkündür. AF’si olan bir akut iskemik inme hastasında kritik arter stenozunun olması inme rekürrensine sebep olur ve bu nüks antikoagülan tedavi ile önlenemez. Anjiyografik kanıtlar akut iskemik inmeli hastalarda etnik ve ırksal farklılıkları da ortaya koymuştur. Bu sebeple kendi popülasyonumuzda yapılacak prospektif çalışmalarla daha kesin bilgilere ulaşılabilir.

Arama Sonuçlarını Kaydet


TÜBİTAK ULAKBİM Ulusal Akademik Ağ ve Bilgi Merkezi Cahit Arf Bilgi Merkezi © 2019 Tüm Hakları Saklıdır.