TR Dizin Tarama Sonuçları
Sırala :
Tümünü seç
1. Radiological determination of safe and adequate corpectomy limits in the cervical region
Yıl: 2019 Cilt: 26 Sayı: 5 Sayfa Aralığı: 854 - 858
Veri Tabanı: Fen

Aim: This manuscript aims to display the relationship between the vertebral artery and its surrounding structures to maintain safe and effective corpectomy during anterior C4, C5, and C6 decompressive surgery. Material and Methods: Fifty patients who applied to the emergency department and received a cervical computed tomography (CT) scan were included, and their C4, C5, and C6 vertebrae margins were measured. The following distances were measured: the distance between the medial wall of the vertebral foramen and lateral border of the anterior arch of the vertebral corpus, the distance between the junction of the corpus-the pedicle and inferior border of the vertebral foramen, the distance between the medial border of the vertebral foramen and longus colli muscles, the distance between each vertebral foramen, and the bipedicular distance. Results: Fifty patients (22 females and 28 males) were assessed in this study. The female and male populations had mean ages of 52.4 and 53.9 years, respectively. All measurements were higher in the lower vertebrae than those in the upper vertebrae. Also all these measurements were found higher in males than females. The following results were reported: a value: C4, 4.1/4.3 (F/M); C5, 4.6/4.9; and C6, 5/5.2 mm; b value: C4, 4.5/4.7; C5, 4.8/5.1; and C6, 5.1/5.5 mm; c value: C4, 8.6/9; C5, 9/9.6; and C6, 9.3/10.1 mm; d value: C4, 23.1/24; C5, 23.9/25.2; and C6, 24.5/25.5 mm; e value: C4, 19.3/20.4; C5, 20/21; and C6, 20.5/21.7 mm. Conclusion: The Distances between the vertebral artery and the surrounding structures and muscles will provide the surgeon a safer working during anterior corpectomy surgery. These parameters should be taken into consideration during anterior corpectomy to obtain more secure and effective decompression.

2. Genişleyebilen kafes-plak servikal vertebral gövde replasmanında başarısızlık: Cihazla ilişkili komplikasyon üzerine olgu sunumu
Yıl: 2017 Cilt: 28 Sayı: 3 Sayfa Aralığı: 214 - 218
Veri Tabanı: Fen

Komplet veya inkomplet korpektomi sonrası servikal omurgada instabilite stenozun indüklediği miyelopati, tümörler, enfeksiyonlar veya kırıklara bağlı rezeksiyondan kaynaklanabilir. Bu yazıda, C5/7'de servikal stenoz nedeniyle cerrahi dekompresyon ve kalıcı servikobrakiyalji ile C5/7'de stabilizasyon sonrasında 49 yaşında bir kadın hasta sunuldu. C6'da korpektomi ve C5/7'de stabilizasyon kafes ve plak kombinasyonu ile yapıldı. Tekrar ameliyattan 16 ay sonraki ayaktan kontrolde hasta boyun ağrısından yakınırken kontrol röntgeninde implantta kırık görüldü. Cihazdaki instabilite nedeniyle revizyon endike olduğundan restabilizasyon ile tüm bileşenler çıkartıldı. Kesin stabilizasyon PINA® kafesi, diskektomi ve C4/5 ve C7/Th1 kafes implantasyonu ve C4/5/Th1'de vida fiksasyonu ile C4'ten Th1'e bir plak ile yapıldı. Ameliyat sonrası seyir komplikasyonsuzdu ve 12 ay sonraki takipte hastada ağrı veya nörolojik semptom yoktu ve tüm implantlar radyolojik olarak düzgün konumda idi. Bildiğimiz kadarıyla böyle bir komplikasyonu açıklayan ilk olgu sunumu budur

3. The relationship between carnitine levels and lipid peroxidation in glial brain tumors
Yıl: 2008 Cilt: 38 Sayı: 4 Sayfa Aralığı: 293 - 299
Veri Tabanı: Fen

Amaç: Serbest oksijen radikallerinin ve lipid peroksidasyonunun hücre zarı hasarına neden olduğu ve onkogenezde rol oynadığı düşünülmektedir. Hücre içi kısa, orta ve uzun zincirli yağ asidi metabolizmasında rol oynayan karnitin ve açil esterleri, serbest radikal toksisitesine karşı savunma mekanizmalarından birisidir. Karnitinin koruyucu etkilerinin lipid metabolizması üzerindeki rolüyle ilişkili olduğu düşünülmektedir. Çalışmamızda, karsinogenezisde karnitin-açilkarnitinlerin lipid peroksidasyonuyla arasında bir ilişki olup olmadığını açıklamak için glial tümörlerdeki (glioblastoma multiforme (GBM) n = 29, yüksek grade astrositoma n = 8 and düşük grade astrositoma n = 8) MDA ve serbest karnitin, C2, C3, C4, C5, C6, C8, C10, C12, C14:1, C14, C16:1, C16, C18:1, C18, C20:4 karnitin düzeyleri arasındaki ilişkiyi inceledik. Yöntem ve Gereç: Glial tümörlerdeki serbest karnitin ve C2, C3, C4, C5, C6, C8, C10, C12, C14:1, C14, C16:1, C16, C18:1, C18, C20:4 karnitin düzeyleri ardışık kütle spektrometrisinde çalışıldı. MDA düzeyleri ise HPLC sistemi kullanılarak ölçüldü. Bulgular: GBM’ de MDA ve C20:4 karnitin düzeyleri arasında anlamlı bir korelasyon bulundu. MDA düzeyleri artarken C20:4 karnitin düzeylerinin de arttığı görüldü (p = 0.000, r = 0.916). Fakat diğer gruplar arasında anlamlı bir korelasyon görülmedi. Sonuç: Sonuç olarak sadece MDA-karnitin ilişkisinin ölçümü anlamlı bir korelasyon yansıtmamaktadır. Antioksidan yapılar ve tümör hücre metabolizmasını gösteren parametreleri de içeren daha kapsamlı çalışmalarla konunun incelenmesi gerekmektedir

4. Sığacık Körfezi ve Doğanbey Burnu Deniz İçi Termal Su Kaynaklarının Deniz Suyuna Kimyasal ve Fiziksel Etkileri (Sonbahar 2016-İlkbahar 2017)
Yıl: 2019 Cilt: 21 Sayı: 63 Sayfa Aralığı: 993 - 1003
Veri Tabanı: Fen

Çalışmanın amacı, Karaburun Yarımadasının (Doğu Ege Denizi) güneyinde yer alan Sığacık Körfezi ve Doğanbey Burnu deniz içi hidrotermal kaynakların deniz suyuna kimyasal ve fiziksel etkilerini araştırmaktır. Kasım 2016 yılında beş istasyondan alınan yüzey ve dip su örneklerinin yerinde sıcaklık ölçümü yapılmıştır. Yüzey ve dip su sıcaklıkları; K1 (84m): 19,00°C – 18,70°C, K2 (70m) : 19,30°C – 19,00°C, K3 (63m): 19,55°C – 19,50°C, K4 (43m): 18,60°C – 18,30°C ve K5 (95m): 18,80°C – 18,40°C olarak ölçülmüştür. Su örneklerinin kimyasal özellikleri (Ca⁺², As, Na⁺², K⁺, Li⁺, B⁺³, Mg⁺², Na⁺², Clˉ, 𝑆𝑂4 −2 , 𝐻𝐶𝑂3 − ve 𝑆𝑖𝑂2) de analiz edilmiş olup; dip suların kimyasal özelliklerinin deniz suyu/yüzey suyu ile benzer özellikte olduğu belirlenmiştir. Bununla birlikte Nisan 2017 yılında altı istasyonda su kolonu içerisindeki sıcaklık, tuzluluk, iletkenlik ve yoğunluğun değişimi CTD cihazı ile ölçülmüştür. CTD verilerine göre dip su sıcaklığı C1 (87m) – 16,64°C, C2 (21,8m) - 16,79°C, C3 (36,5m) - 16,70°C, C4 (27,8m) - 16,72°C, C5 (51m) – 17,16°C ve C6 (51m) - 16,51°C ölçülmüştür. İstasyonlardaki sıcaklık profillerini karşılaştırdığımızda; C1 istasyonunun daha derin olmasına rağmen dip su sıcaklığının yüksek olduğu ve bunu takiben C2, C3 ve C4 istasyonlarının da C5 ve C6’ya kıyasla daha yüksek sıcaklık değerlerine sahip olduğu gözlenmiştir. Bu durum, Doğanbey Burnu yakınlarındaki istasyonlarda dip suların deniz içi hidrotermal kaynakların etkisinde olduğu şeklinde yorumlanmıştır.

5. Bel Ağrılı Genç Erişkinlerde Lomber ve Servikal Manyetik Rezonans Görüntüleme Bulgularının Karşılaştırılması
Yıl: 2018 Cilt: 21 Sayı: 1 Sayfa Aralığı: 15 - 21
Veri Tabanı: Fen

Amaç: Servikal bölgede ağrısı olmayan bel ağrılı genç erişkinlerin, lomber bölge manyetik rezonans görüntüleme (MRG) bulguları ile servikal bölge MRG bulgularını karşılaştırmak ve bu bulguların risk faktörleriyle ilişkisini saptamaktır. Gereç ve Yöntemler: Çalışmaya yaş aralığı 20-40 yıl olan, bel ağrısı olan, boyun ağrısı olmayan 60 hasta alındı. Bel ağrısının süresi, sigara içimi, travma öyküsü, düzenli egzersiz yapıp yapmadığı, boyu, kilosu ve mesleği sorgulandı. Beden kitle indeksi (BKİ) hesaplandı. Ağrı, vizüel analog skala (VAS) ile değerlendirildi. MRG’de; herniasyon, dejenerasyon ve anüler yırtık kaydedildi. Dejenerasyon derecelendirildi. Bulgular: Hastaların ortalama yaşı 29,82±5,59 yıl, BKİ 25,36±3,82 kg/m2 , bel ağrısı süresi 32,02±29,97 ay, bel ağrısı VAS 6,83±1,45 idi. Herniasyon lomber bölgede en fazla L4-5 ve L5-S1 düzeyinde olup; bulging (%45- 36,7), protrüzyon (%41,7-51,7), ekstrüzyon (%8,3-6,7) şeklinde dağılım gösterirken, servikal bölgede ise en fazla C5-6 ve C4-5 seviyesinde olup; bulging (%51,7-30) ve protrüzyon (%13,3-11,7) şeklinde dağılım gösterdi. Lomber bölgede 188 (%52,2) seviye normal, 172 (%47,7) seviyede disk hernisi bulgusu, servikalde ise 234 (%65) seviye normal, 126 (%35) seviyede disk hernisi bulgusu mevcuttu. Dejenerasyon en fazla L5-S1, L4-5 ile C3-C4, C4-5 seviyelerindeydi. Lomber bölgede Gr8’e, servikalde Gr5’e ulaşan dejenerasyon saptandı. Lomber disk hernisi (r=0,303) ve dejenerasyonu (r=0,398) kilo ile servikal bölge disk hernisi (r=0,279) ve disk dejenerasyonu (r=0,273) yaş ile pozitif ilişkili idi. Lomber ve servikal bölge herni ve dejenerasyon skorları arasında korelasyon yoktu. Sonuç: Servikal ağrı şikâyeti olmayan genç erişkinlerde de pozitif MRG bulguları olabilmektedir. Omurganın farklı bölümleri risk faktörlerinden farklı etkilenebilmektedir. Yaş ve BKİ omurga sağlığını etkileyen risk faktörleri arasında sayılabilmektedir.

6. Sığır omurga modelinde anterior ve posterior fiksasyon tekniklerinin stabiliteye etkisinin karşılaştırılması
Yıl: 1996 Cilt: 6 Sayı: 1 Sayfa Aralığı: 14 - 19
Veri Tabanı: Fen

Bu çalışma, sığır omurgasındaki deneysel bir modelde anterior ve posterior fiksasyonun stabiliteye katkısını değerlendirmek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Sakrifiye edilmiş 15 adet, yaklaşık 100 kg. ağırlığında 6 aylık danalardan elde edilen C4 -C5 fonksiyonel spinal ünitesi örnek olarak kullanıldı. Örneklere uygulanan kuvveti ve bu sırada ölçme noktalarında ortaya çıkan yer değiştirmeleri ölçebilmek için Strain-gage tekniğinden yararlanıldı. Supraspinoz ligament, interspinoz ligament, ligamentum flavum, kapsüler ligaman, anulus fibrosus, posterior longitudinal ligaman ve anterior longitudinal ligaman kesilerek lezyon oluşturuldu. Anterior fiksasyon amacıyla metakarp plağı, C4 ve C5 korpuslarına birer adet kortikal vida ile bikortikal olarak tespit edildi. Posterior fiksasyon grubunda ise interspinöz telleme yapıldı instabil hareket segmentine anterior ve posterior fiksasyonun kazandırdığı stabilite, intakt grub ile karşılaştırıldığında anterior plak-vida fiksasyonunda kontrol grubu stabilite değerlerine yaklaşmasına karşın, posterior fiksasyonun özellikle fleksiyon stabilitesinde hem intakt hem de anterior fiksasyon grubundan daha yüksek güvence sağladığı belirlendi.

7. Fusarium Türlerinde Miselyum Renklenmesinin Moleküler Analizi
Proje Yürütücüsü: Gülruh ALBAYRAK
Araştırmacı: Emre YÖRÜK , Keriman GÜNAYDIN
Proje Bitiş Tarihi: 10.2018
Veri Tabanı: Proje

Araştırma projesi kapsamında, aurofusarin ve karotenoid biyosentez modellerinde yer alan PKS12, Gip6, Gip7 ve Gip4 genleri ile birlikte, CarA, CarB ve CarT genlerinin F. graminearum ve ilk defa F. culmorum izolatlarındaki varlığı ortaya konmuştur. Dizi hizalamaları ile miselyum renklenmesini etkileyebileceği gösterilen gen varyasyonlarının; genlerdeki tekli, ikili ve üçlü in- del bölgelerinin yanı sıra transisyon ve transversiyon tipinde baz değişimleri olduğu belirlenmiştir. Sıcaklık ve pH değişkenlerinin kombinasyonuyla oluşturulan deney gruplarında genlerin anlatım düzeyleri TaqMan hidroliz problarının kullanıldığı qPZR yöntemi ile belirlenmiş, ortam koşullarındaki değişim ile miselyum renklenmesi arasında ilişkili olabileceği ortaya konmuştur. Aurofusarin biyosentez yolağında PKS12nin deney koşullarındaki değişimden en az etkilenen, buna karşın Gip7nin en çok etkilenen genler oldukları saptanmıştır. Aurofusarin transkriptlerinin çoğaltıldığı tüm Fusarium izolatlarında, pigmentin hücre dışına pompalanmasından sorumlu transmembran proteinini kodlayan Gip4ün yolaktaki ilk gen kadar etkin olduğu da gözlenmiş, PKS12 ve Gip4ün bu yolak için yapılan çalışmalarda moleküler markır olarak taranabileceği ortaya konmuştur. Kültürlerden ekstre edilen aurofusarin bileşikleri ve ara metabolitlerinin TLC ile qPZR verileri F. graminearum 88-1, H- 11, 7F izolatları ile birlikte F. culmorum 9F ve F14 izolatlarının pigmentasyonun moleküler analizlerinin araştırılması için uygun izolatlar oldukları belirlenmiştir. Ancak çalışma kapsamında karotenoid bileşiklerinin ekstraksiyonu ve analizi etkin biçimde gerçekleştirilememiştir. Karotenoid biyosentez yolağı için seçilen genlerden ilk kademede görevli CarA ve son aşamadan sorumlu transmembran proteinini kodlayan CarTye ait anlatım düzeylerinin seçilen izolatlarda ortaya konmasına karşın ardışık kademelerin katalizinden sorumlu olan ürünü kodlayan CarBnin anlatımının olmaması (değerler kabul edilebilir seviye dışında kalmıştır) biyosentez reaksiyonunun tamamlanamamış olduğunu, nihai ürünün sentezlenemediğini, hücrelerde ara metabolit olan fitoenin birikmiş olabileceğini düşündürmüştür.

8. Analysis in terms of gender of morphometric characteristics of typical cervical vertebrae: A radiological study
Yıl: 2018 Cilt: 7 Sayı: 2 Sayfa Aralığı: 355 - 359
Veri Tabanı: Fen

The objective of this study is to examine the morphometric characteristics of C3-C6 vertebrae in the cervical region through radiological images and to find out how they differ in terms of gender. CT images of 27 men and 27 women between the ages of 18 and 40 who did not have any symptoms were included in the study. In the study, area of vertebra (AV), vertebral foramen (VF), right and left transvers foramen (RTF-LTF) areas, lateral diameter of vertebral foramen (VF-L) and anterior-posterior diameter of vertebral foramen (VF-AP) of 216 cervical typical vertebrae (C3-C6) were measured through radiological images. No statistically significant results were found between AV, VF, VF-L, VF-AP, RTF and LTF radiological measurements taken from the C3, C4, C5 and C6 vertebrae of men and women for the same vertebral levels and between the rates of VF, RTF and LTF areas covered in AV (p>0.05). Paired comparisons of vertebrae were conducted with independent samples t test. Statistically significant difference was found in VF-L in men between C3 and C5, in VF-L and LTF between C3 and C6 and in AV, RTF and LTF between C4 and C6; while AV and LTF were found to be statistically significant in women between C4 and C6 (p<0.05). We believe that knowing the radiological measurement values of AV, VF, RTF-LTF, VF-L and VF-AP in typical cervical vertebrae will be very important and instructive for clinicians who have a role in conducting surgical interventions to this area.

9. Effects of coloring procedures on shear bond strength between resin cement and colored zirconia
Yıl: 2018 Cilt: 52 Sayı: 3 Sayfa Aralığı: 122 - 126
Veri Tabanı: Fen

Debonding is expected as a frequent failure type in zirconia restorations. Therefore the aim of the current study is to evaluate the shear bond strength between colored zirconia and resin cement. Materials and methods There were 11 groups evaluated each containing 12 zirconia discs (15 mm x 12 mm x 1.6 mm). Groups were colored with the colors A3, B1, C4, D2, and D4 of the VITA classical shade scale. Coloring procedure was carried out for either 3 second or 60 seconds for the study groups and the control group was left untreated. Specimens were then bonded to translucent resin cement having a thickness of 3 mm and width of 3 mm. The shear bond strength of the samples was measured in a universal testing machine with a crosshead speed of 1 mm per minute. Two-way analysis of variance and Tukey’s HSD test were used for pairwise comparisons. Also paired t-test was used for comparing groups with the same color but having different shading times. Results Any significant difference was not found between the shear bond strengths of samples depending on whether color or shading times. Among the groups, B1 (60 seconds of coloring) had the highest bond strength (10.05 MPa), while A3 (60 seconds of coloring) showed the lowest bond strength (6.72 MPa). However, these differences were not statistically significant. Conclusion Coloring zirconia did not affect the shear bond strength between zirconia and resin cement.

10. Frequency of cervical dislocations in a group of cervical injured patients
Yıl: 2011 Cilt: 22 Sayı: 1 Sayfa Aralığı: 13 - 18
Veri Tabanı: Fen

Amaç: Boyun bölgesi yaralanmaları tüm omurga yaralanmaları içinde en zor yaralanmalardır. Bu bölgeden geçen nörolojik yapıların önemi, yaralanmanın morbidite ve mortalitesini arttırmaktadır. Boyun bölgesi yaralanmalı bir hasta grubu içinde servikal çıkık sıklığını değerlendirmeyi amaçladık. Hastalar ve Yöntem: Boyun bölgesi yaralanmalı bir grup hastayı geriye dönük olarak inceledik. Çalışma grubunu, bizim kliniğimizde 1999-2009 yılları arasında servikal yaralanma nedeni ile tedavi gören hastalar oluşturdu. Servikal yaralanmalı hasta grubu içinde (n=142), servikal çıkıklar değerlendirildi. Hastaların yaşı, cinsiyeti, travma şekli, yaralanmanın anatomik yerleşimi ve hastaların nörolojik muayeneleri kaydedildi. Sonuçlar: Servikal yaralanmalı 142 hasta içinde 40 servikal çıkıklı hasta tespit edildi. Bu çıkıkların biri atlanto occipital çıkık idi, 10 C1- 2, 3 C2-3, 4 C3-4, 3 C4-5, 10 C5-6, 7 C6-7 ve 2 C7-T1 çıkık tespit edildi. Hastaların yaş ortalaması 41.2 (4-76), 27 erkek, 13 bayan hastadan oluşuyordu. Beş hasta minor yaralanma sonucu, 17 hasta trafik kazası sonucu ve 18 hasta yüksekten düşme sonucu yaralanmıştı. Çıkarımlar: Servikal çıkıklar boyun bölgesi yaralanmalarının büyük bir bölümünü oluştururlar. Daha çok yaralanan bölgeler, daha hareketli olan üst ve alt servikal geçiş bölgeleridir.

11. In vitro and in vivo evaluation of flax seed polymer and chitosan combination as a carrier
Yıl: 2007 Cilt: 29 Sayı: 3 Sayfa Aralığı: 175 - 183
Veri Tabanı: Fen

Amaç: Sunulan çalışma, ucuz ve toksik olmayan keten tohumu ve sitozan kombinasyonunu kolon spesifik taşıyıcı olarak kullanarak, formülasyonun serbestleme özellikleri üzerine sitozanın etkisini araştırmayı amaçlamaktadır. Gereç ve Yöntem: Meselazin tablet özleri nişasta hamurlu ıslak granül olarak hazırlandı ve ağırlıklarına göre 2:3, 3:2 ve 4:1 oranlarında keten tohumu polimeri ve sitozan içeren formülasyonları sıkıştırılarak kaplandı. In vitro serbestleme çalışmalarında bu tabletler kolonik ortamı taklit eden bir sıvıda (Rat çökal içeriğinin ağırlık/hacim olarak %4’ü) ve in vivo deneylerde 6 sağlıklı gönüllüde çalışıldı. Bulgular: Sıkıştırılarak kaplanmış keten tohumu polimeri ve sitozan tabletlerinin 26 saatin sonunda kolon ortamına benzer sıvıda rat çökal içeriğin kolonik bakterileri tarafından parçalandığı bulunması, formülasyonun rat çökal içeriğine duyarlılığına işaret etmektedir. Ağırlık/hacim oranı %4 olan rat çökal içeriği bulunduran fosfat tamponu (pH:6,8) ile yapılan in vitro çalışmalar, 26 saat sonar mesalazinin kümülatif yüzdelerinin 2:3, 3:2, ve 4:1 oranlarında keten tohumu ve sitozan içeren tabletler için sırasıyla 52,16±0,06; 64,10±0,08 ve 98,00±0,19 (ortalama ± standart sapma) olduğunu gösterdi. Altı gönüllüde yapılan in vivo çalışmalar ilaç serbestlenmesinin 5 saatlik ince bağırsak geçiş zamanından hemen sonra başladığını ve ilacın biyoyararlanımının 2:3, 3:2 ve 4:1 oranlarında keten tohumu polimeri ve sitozan içeren tabletler için sırasıyla 196,97±3,02; 245,8±5,10 ve 910,51±9,61 (ortalama ± standart sapma) olduğunu ortaya çıkardı. Yüz on mg sitozan içeren C6 formülasyonu 330 ve 220 mg sitozan içeren C4 ve C5 formülasyonları ile karşılaştırıldığı zaman daha iyi ilaç salımı ve bu nedenle daha yüksek biyoyararlanıma sahip olan elverişli oran olarak bulundu. Sonuç: Çalışmamızın sonuçları 4:1 oranında keten tohumu polimeri ve sitozan içeren sıkıştırılarak kaplanmış tabletlerin daha iyi çözünme profiline, daha yüksek biyoyararlanıma ve bu nedenle kolona hedeflenen ilaçlar için potansiyel bir taşıyıcı olma özelliğine sahip olduğunu göstermektedir.

12. Alt servikal bölgede vertebra ve disk morfometrisinin değerlendirilmesi
Yıl: 2008 Cilt: 39 Sayı: 3 Sayfa Aralığı: 111 - 116
Veri Tabanı: Fen

Amaç: Bu çalışmada her iki cinsiyette alt servikal bölgede vertebra ve disklerde yaş ile ilişkili değişiklikler incelendi. Yöntem: Yaşları 16-87 arasında değişen 200 kişinin (74 erkek, 126 kadın) direkt lateral boyun radyografileri retrospektif olarak değerlendirildi. C3’den itibaren her bir servikal vertebra korpusunun ön (Ha) ve arka (Hp) yükseklikleri, C3-T1 arasındaki intervertebral disklerin ön (Da) ve arka (Dp) yükseklikleri 0.01 mm hassasiyeti olan dijital bir kompas ile ölçüldü. Bu ölçümler kullanılarak değerlendirilmeye alınan her bir servikal segmente ait Ha/Hp ve Da/Dp oranı hesaplandı. Bulgular: Her bir servikal segmentte Ha/Hp ve Da/Dp oranları cinsiyete göre karşılaştırıldığında anlamlı farklılık saptanmadı (p>0.05). Ha/Hp oranı ile yaş arasında her iki cinsiyette de anlamlı değişiklikler gözlenmedi (p>0.05). Erkeklerde Da/Dp oranlarının hiç birisinde yaşla anlamlı değişiklik gözlenmedi (p>0.05). Kadınlarda C3-4, C4-5, C5-6, C6-7, C7-T1 Da/Dp oranları ile yaş arasında pozitif, zayıf ve anlamlı korelasyon saptandı (p<0.05). Sonuç: Buna dayanarak kadınlarda yaşlanma ile birlikte servikal lordozun arttığı söylenebilir. Bu sonuçların servikal vertebralarda yaş ile ilişkili değişiklikleri değerlendirmekte faydalı olabileceğini düşünüyoruz.

13. Potential of a tetraploid line as female parent for developing yellow- and red-fleshed seedless watermelon
Yıl: 2016 Cilt: 40 Sayı: 1 Sayfa Aralığı: 75 - 82
Veri Tabanı: Fen
14. Analysis of acylcarnitine profiles in children with idiopathic epilepsy using valproic acid
Yıl: 2006 Cilt: 17 Sayı: 3 Sayfa Aralığı: 157 - 159
Veri Tabanı: Fen

Amaç: Valproik asit (VPA) tedavisi alan epilepsili çocuklarda plazma açil-karnitin düzeylerinin etkilenip etkilenmeyeceğini araştırmak amaçlı yapıl­mıştır. Materyals ve Metods: En az bir yıldır VPA tedavisi alan 50 epilepsili çocuk (ortalama yaş, 10±3.9) ve benzer yaştaki 110 çocuk control grubu olarak incelenmiştir. Serbest karnitin ve açilkarnitin düzeyleri Tandem Mass Spe­ctrometry (Tandem-MS) yöntemi kullanılarak ölçülmüştür. Sonuçlar: Serbest karnitin düzeyleri normal olarak saptanmıştır. Valproik asitin aşağıda belirtilen açilkarnitin düzeylerini kontrol grubu ile karşılaş­tırıldığında istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde etkilediği (p<0.05) sap­tanmıştır (median değerler): C4-açilkarnitin (0.56 umol/L; kontrol, 0.39 umol/L), 3-hidroksi-isovalerilkarnitin (C5-OH) (0.23 umol/L; kontrol, 0.14 umol/L), C14-açilkarnitin (0.11 umol/L; kontrol, 0.16 umol/L), C16-açil-karnitin (0.76 umol/L; kontrol, 2.5 umol/L), C16-OH-açilkarnitin (0.04 umol/L; kontrol, 0.07 umol/L), C 18:1-açilkarnitin (0.8 umol/L; kontrol, 0.97 umol/L). Tartışma: Serbest karnitin düzeylerinin normal, 5OH izovaleril karnitin dü­zeylerinin diğer açilkarnitinlerden yüksek ve bazı acil karnitin düzeylerinin sınırda düşük olmas, karnitin metabolizması göz önüne alındığında bir ilaç yan etkisi olarak VPA'nm sebest karnitin ve açilkarnitin metabolizmasında çok önemli bir etkisi olmadığını düşündürmüştür. Bu nedenle VPA'nm ço-cuklardaki karnitin metabolizmasına tam etkisinin saptanması için serbest karnitin yanı sıra açilkarnitin profilleri için ayrıntılı ve ek çalışmalara ihti­yaç olduğu düşüncesindeyiz.

15. Fahr hastalığıyla izlenen ve nöropatik ağrısı olan bir olguda tanısı geciken servikal myelomalezi
Yıl: 2018 Cilt: 30 Sayı: 4 Sayfa Aralığı: 206 - 208
Veri Tabanı: Fen

Fahr hastalığı bazal ganglionlar, serebellum ve subkortikal beyin dokularında kalsiyum ve diğer bazı minerallerin birikmesiyle giden idyopatik bir hastalıktır. Son 6 aydır olan her iki kolda ağrı, uyuşma, karıncalanma ve güçsüzlük yakınması olan elli bir yaşındaki kadın hasta karpal tünel sendromu şüphesiyle elektromiyografi labaratuvarımıza refere edildi. On yıl önce geçirdiği konvülsiyonlar sonrası yapılan incelemeler neticesinde Fahr hastalığı tanısı almıştı. Ayrıca, yaygın anksiyete bozukluğu mevcuttu. Nörolojik muayenesinde; her iki tarafta ön kol fleksiyonu ve ekstansiyonunda, ve el bileği ekstansiyonunda hafif düzeyde kas gücü kaybı mevcuttu. Bilateral 6. ve 7. servikal (C6 ve C7) dermatomlarında dizestezi tarifliyordu. Beyin BT’sinde bilateral serebellar hemisferde ve bazal ganglialarda simetrik kalsifikasyonlar mevcuttu. Her iki median ve ulnar sinir ileti çalışmaları normaldi. Konsantrik iğne elektromiyografi çalışması her iki C6 ve C7 myotomuna uyan kaslardan kaydedilen motor ünit potansiyellerinin morfolojisinde kronik nörojenik değişimler gözlendi. Servikal manyetik rezonans görüntülemesi; C4-5, C5-6 ve C6-7 seviyelerinde, myelomaleziye neden olan, diskopatiler saptandı. Fahr hastalığında ekstremitelerde nöropatik ağrı, uyuşma ve güç kaybı gibi bulgular çok enderdir. Sunulan olgu, mevcut belirtilerinin Fahr hastalığıyla ilişkili olduğu zannedildiğinden dolayı, servikal diskopati tanısını geç almıştır. Bu nedenle, klinisyenler bu hastalığın seyri esnasında sıkça karşılaşılan bulguların farkında olmalı ve atipik nörolojik defisitler tespit edildiğinde olası diğer eşlik eden patolojileri araştırmalıdırlar.

16. Abrasion resistance estimation of high strength concrete
Yıl: 2007 Cilt: 13 Sayı: 1 Sayfa Aralığı: 1 - 6
Veri Tabanı: Fen

Bu çalışmada, silis dumanı ve/veya uçucu kül içeren basınç dayanımı 65-85 MPa olan yüksek dayanımlı betonların, aşınma direnci ile mekanik özelikleri (basınç ve eğilme dayanımı) arasındaki ilişkiyi belirleyebilmek amacıyla yapılan deneysel çalışma sonuçları sunulmuştur. Bir adet yüksek dayanımlı beton kontrol karışımı (Cl) ve beş adet katkı içeren yüksek dayanımlı beton karışımı olmak üzere (C2, C3, C4, C5, C6), toplam altı adet beton karışımı hazırlanmıştır. Tüm karışımların 28 günlük basınç dayanımları, eğilme dayanımları ve aşınma dirençleri belirlenmiştir. Betonların basınç ve eğilme dayanımına bağlı olarak aşınma direncini tahmin eden matematiksel eşitlik önerilmiştir.

17. Renkli Doppler eşliğinde mini insizyon ile perforan ven ligasyonu halen geçerli bir alternatif mi?
Yıl: 2015 Cilt: 23 Sayı: 3 Sayfa Aralığı: 493 - 498
Veri Tabanı: Fen

Amaç: Bu çalışmada perforan ven yetmezliğinin klinik önemi vurgulandı ve yetmezlik bulunan alt ekstremite perforan venlerine yönelik tanı ve tedavi deneyimimiz paylaşıldı.Ça­lış­ma­pla­nı:­Aralık 2012 - Aralık 2014 tarihleri arasında perforan ven yetmezliği nedeniyle renkli Doppler ultrason (RDUS) eşliğinde mini insizyonla perforan ven ligasyonu yapılan 36 hasta (19 erkek, 17 kadın; ort. yaş 40.7±11.3 yıl; dağılım 20-68 yıl) retrospektif olarak incelendi. Valsalva manevrası sırasında en az 350 milisaniye venöz reflüsü olan veya ayakta ölçülen perforan ven çapı 4 mm'nin üzerinde olan semptomatik hastalar çalışmaya dahil edildi. Tüm etkilenen ekstremiteler Klinik, Etyolojik, Anatomik, Patofizyolojik sınıflama sistemine göre sınıflandırıldı. Klinik, Etyolojik, Anatomik, Patofizyolojik sınıf lamasına göre, 24 hasta (%66.7) C4 (Klinik sınıf 4), beş hasta (%13.9) C5 ve yedi hasta (%19.4) C6 idi. Ameliyat öncesi ve sonrası venöz klinik önem skorları (VKÖS) hesaplandı ve karşılaştırıldı. Hastalar ameliyat sonrası birinci hafta ve üçüncü ayda RDUS ile değerlendirildi.Bul gu lar: Ortalama perforan ven çapı 4.43±0.35 mm (dağılım 4.0-5.1 mm) idi. Ameliyat sırası komplikasyon gelişmedi. Ameliyat sonrası enfeksiyon, derin ven trombozu, parezi ya da parestezi gibi ciddi komplikasyonlar görülmedi. Ameliyat öncesi ortalama VKÖS skoru 12.25±3.6 iken, ameliyat sonrası VKÖS skoru istatistiksel olarak anlamlı şekilde 2.25±0.8 idi (p<= 0.05). Yedi hastada (%19.4) venöz ülser tespit edildi. Venöz ülserlerin ortalama çapı 30±15.2 mm (dağılım 15-50 mm) idi. Ameliyat sonrasında tüm ülserler ortalama 2.43±1.2 aylık iyileşme süresiyle iyileşti.So nuç: Renkli Doppler ultrason eşliğinde mini insizyon ile perforan ven ligasyonu etkin, basit ve uygulanabilir bir işlemdir. Dolayısıyla, güncel endovenöz termal ablasyon tekniklerine güvenli bir alternatif olabilir.

18. Boyunda atipik yerleşimli kavernöz hemanjiyom: Olgu sunumu
Yıl: 2011 Cilt: 3 Sayı: 1 Sayfa Aralığı: 49 - 51
Veri Tabanı: Fen

Hemanjiyomlar benign karakterde vasküler tümörlerdir ve embriyonik vasküler yapıların anormal gelişimine bağlı ortaya çıktığı düşünülmektedir. Bu tümörlerin % 60 ‘ı baş ve boyunda görülmektedir. Hemanjiyomlar kapiller, kavernöz ve kombine hemanjiomlar olarak 3 gruba ayrılırlar. Kavernöz hemanjiyomlar baş ve boyun bölgesinde dil, parotis bezi ve timpanik membranda yerleşebilirken; sternokleidomastoid kas, trapez kas ve masseter kası gibi intramuskuler yerleşimi de nadiren görülmektedir. Cerrahi eksizyon asıl tedavi olmakla birlikte lezyonun lokalizasyonuna göre skleroterapi ve kriyoterapi de uygulanmaktadır. Servikal intervertebral foramene uzanan hemanjiyoma literatürde rastlanmamaktadır. Boyunda derin servikal fasya medialinde yerleşim gösteren C4-C5 intervertebral foramene ve vertebral artere uzanan kavernöz hemanjiyom olgusu literatür eşliğinde sunuldu.

19. Alt servikal bölge disk mesafelerinin yüksekliklerinin ölçümü ve klinikte kullanımı
Yıl: 2014 Cilt: 25 Sayı: 3 Sayfa Aralığı: 189 - 192
Veri Tabanı: Fen

Amaç: Alt servikal bölge disk aralıklarının normal yükseklik aralık- larının belirlenmesidir. Materyal-metod: Çalışmada servikal travması veya patolojisi olma- yan 50 erkek ve 50 kadın hasta dâhil edilmiştir. Veriler retrospektif olarak dosyalardan ve radyolojik görüntü arşivinden elde edil- miştir. Servikal manyetik rezonans görüntüleme sagittal orta hat kesitleri alınmış ve disk yüksekliği orta mesafeden milimetrik ölçü kullanılarak bilgisayar ortamında yapılmıştır. Sonuçlar: Erkeklerde yaş ortancası 40.06 ± 13.59, kadınlarda ise 39.47 ± 12.61 olarak hesaplanmıştır. Yaş grupları arasında erkek ve kadınlarda istatistiksel anlamlı bir fark yoktur. C4-5 mesafesi disk yüksekliği ortanca değeri erkeklerde 5.99 ± 0.94, kadınlarda 5.77 ± 0.88 olarak elde edilmiştir. C5-6 mesafesi disk yüksekliği ortanca değeri erkeklerde 6.07 ± 0.79, kadınlarda 5.95 ± 0.92 hesaplanmış- tır. C6-7 mesafesi disk yüksekliği ortanca değeri erkeklerde 6.37 ± 0.72, kadınlarda 6.22 ± 0.77 hesaplanmıştır. Mesafelerin yükseklik- lerinde cinsiyetler arası anlamlı fark bulunamamıştır. Çıkarım: Bulunan değerler 3 mm ile 7 mm arasında değişiklik göstermektedir. Elde edilen bu veriler, literatürdeki çalışmalarla benzerdir ve diskektomi sonrası disk aralığına konulması gereken kafes veya protezlerin yüksekliklerinin bu değerler arasında olması gerektiğini ileri süren çalışmaları destekler görünmektedir. Sonuç olarak; servikal diskektomi gibi girişimlerden sonra disk aralığına konulacak materyalin yüksekliğine, hastanın kendi disk yüksek- likleri ve foramenin daralma oranına bakılarak karar verilmesinin olası nöral defisit ve implant yetesizliği gibi komplikasyon oranı azaltılacağı fikri ileri sürülmüştür.

20. Transpedicular fixation in fracture-dislocations of the cervical spine: Two years' experience
Yıl: 2010 Cilt: 21 Sayı: 3 Sayfa Aralığı: 249 - 260
Veri Tabanı: Fen

Amaç: Anterior ya da posterior yaklaşımla transpediküler fiksasyon tekniği servikal kırıklıçıkıkta biyomekanik olarak kuvvetli bir metot olarak bilinmektedir. Bu çalışmada pedikül aksları, vida giriş noktalarının pedikül oryantasyonu ile eşleştirilmesi amacıyla, floroskopi ile belirlenmiş, instabil servikal kırıklıçıkık için pedikül vidası ile fiksasyon (PVF) yapılan hastalarda tekniğin klinik sonuçları ve güvenilirliği tartışılmıştır. Metot: Travma nedeniyle opere edilen 12 hastanın 52 pedikülüne takılan transpediküler vidaların postoperatif malpozisyonu araştırılmıştır. C3 ve C7 arası fiksasyon yapılmış ve iliak kanat ve laminalar füzyon için otogreft olarak kullanılmıştır. Sonuçlar: Hastaların sekizi erkek, dördü kadındı. Hastaların ortalama yaşı 40.9 idi (34-65). Vakaların 12'sinde neden travma idi; 4'ünde unilateral, 8'inde bilateral kırıklı-çıkık mevcuttu. Bunların beşi C5-C6 segmentinde, dördü C4-C5 segmentinde ve kalan üçü ise C6-C7 segmentindeydi. Postoperatif bilgisayarlı tomografi (BT) incelemelerinde, takılan vidanın direk olarak vertebral foramene penetrasyonu sadece bir vakada (% 1,9) görüldü; ancak anjiyografide kan akımı normaldi. Vida-pedikül ilişkisine bakıldığında, 45 pedikülde (% 86,5) vidalar doğru yerleşimde iken 3'ünde (% 5,7) kritik olmayan pediküler lateral oryantasyon ve 4'ünde (% 7,6) medial oryantasyon saptandı. Vakalar 14 ile 31 ay boyunca (ortalama 24.7 ay) takip edildi. Tümünde posterior kemik füzyon oluşurken, mortalite ya da morbidite oluşmadı. Sonuç: PVF kullanımı çok güçlü üç kolon stabilizasyonu sağlamakla beraber sinir hasarı olmaksızın vasküler hasar riski taşır. Postoperatif BT görüntülemelerinde yerleştirilen 52 vidanın bulunduğu bir pedikülde (%1,9) majör hasar ve yedi pedikülde ( %13,2) minör hasar tespit edildi. PVF travma hastalarında anterior cerrahiye ihtiyaç duyulmaksızın tek seanslık bir posterior cerrahi girişim olarak uygulanabilir.

Aramayı Kaydet
Arama ismi:
  • Seçiniz

Arama Sonuçlarını Kaydet


TÜBİTAK ULAKBİM Ulusal Akademik Ağ ve Bilgi Merkezi Cahit Arf Bilgi Merkezi © 2019 Tüm Hakları Saklıdır.